Çocukluğundan beri biliyordu ki ne kadar başka biriymiş gibi görünürseniz o kadar güvende olur, korunurdunuz. Büyüklerinin hep söylediği gibi, kendisine saklanmayı bilmeyen insanlar başkalarına kolay av olurlardı.
Ses söndü. Moottah yeni kaybettiği birinin ardından ağlar gibi taptaze bir acıyla sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. Bunca yıldır ağlayamadıklarını bir kerede ağladı. Biliyordu: Çocukluktan kalma acılara ağlarken insan, çocuklar gibi omuzları sarılarak bütün vücuduyla ağlardı.
Kaybolup gittikleri dağa ya da denize sebep çoğu kez 'kayıp şairler' diye anılırlar, ama unutmayın İnsan önce kendi içinde kaybolur, adımlarının götürdüğü yerde değil.
Bendag bir gün ona "Yol çare midir", diye sorduğunda "Hiçbir şey, hiçbir şeye çare değildir," demişti Chincaya "Sadece varolmaya çalışıyoruz. Hepsi bu. Abartıp durmayın yaşamayı. Tesadüfler, sadelikleri içinde sevilip kabul edildikçe derinleşiyor. İnsan aklının kolay entrikalarına sığdırmaya çalışmayın çevrenizde ve kaderinizde olan bitenleri, yaşamın işleyişini, doğanın, evrenin düzenini...Hayatın hilelerine akıl erdiremezsiniz. Tabiatın sebepleri vardır. İnsan aklı bu sebepleri biliyormuş gibi yapma bönlüğünü gösterir sadece. Deminki sorunu unutmadım. "Yol çare midir?" diye soruyorsun. Yol çare değildir belki, ama yolda şunu öğrenirsin en azından: Sürgünün giderilemezliğini...
Kimilerine göre yolun sardığı yaralar yurdu olanların yaralarıdır. Bir yerden bir yere giderken alınan yaralara ise başka yollar çare olur. Bendag, kendisinin yurdu olmadığını anladığında, yurt yaralarıyla yol yaralarını ayırmayı öğrenmiş şifasız bir yolcu olarak çoktandır yollara vurmuştu kendini. Kaybolmayı seviyordu. Belki bulacak bir kendi bile yoktu, ama kendini arar gibi kaybolmayı seviyordu. Belki de şiiri bu yüzden sahici, güçlü ve bir biçimde uzaktı. Her yere uzak. Öte yandan hep yanı başımızda.