"Tüm yaşamınızın, değer verdiğiniz insanların, evinizin, işinizin elinizden alınıp ölümün ne zaman gelip sizi alacağını bilemeden geçen yıllar... Yaşamınızın yularını başkalarının ele geçirdiği ve kendi kararlarınızın minimum seviyeye indiği bir hayat.
Victor Frankl, Nazilerin toplama kamplarında uzun bir süre kalır ve tüm ailesini de (kızkardeşi hariç) kamplarda, gaz odalarında kaybeder. Bu kamplarda gece gündüz, sağlıksız şartlarda, beslenme sıkıntısından dolayı iyice düşkün halde çalışır. Zira düşkünlüğünü hissettirenler, hastalananlar gaz odalarına gönderilmektedir.
Bu şartlar altında yaşama tutunacak hiçbir şeyi yokmuş gibi görünmesine rağmen kendisine hedefler, anlamlar arar. Mesela yarım kalan kitabını tamamlama arzusu çok baskındır onda, bir psikiyatrist olarak orada sürekli gözlem yapar. Bu zorlu ortamı anlamli hale getirmeye çalışır. Çevresindeki insanlara da bunu öğütler. Bu kadar ölümün ve umutsuzluğun kol gezdiği bir yerde çoğu insan dayanamaz gerçi ama Frankl, böyle bir ortamda yaşanan acıların insanı daha güçlü kılabileceğine inanır. Hatta buna şahit olduğu durumları da anlatır kitapta.
Kamplardan kurtulup normal hayatına geri döndüğünde ise buradaki yaşamından edindiği dersleri bir psikoterapi kuramı olarak ortaya atar: Logoterapi. İnsanın yaşamını anlamlı hale getirmek için uzun vadede olmasa da mutlaka bir anlama yoğunlaşması gerektiğine inanır. Umudunu kaybeden insanın, ruh sağlığının da yavaş yavaş bozulacağını söyler. Bu nedenle hayattan ne bekliyorum yerine hayat benden ne bekliyor sorusunu insan kendine sormalı. Varlığının mutlaka bir anlamı olduğunu bilmeli düşüncesini savunuyor. Acılar insanı yıldırmak yerine, bir üst basamağa geçmek için bir araç haline getirilebilir.
Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm yazarın kamp anılarından bir
En sonunda burada özgür olacağız,
Tanrı bizi burada kıskanmayacak, bizimle uğraşmayacaktır;
Burada güven içinde kalabiliriz ve benim seçimime göre
İktidarda olmak hırsa değer, ama yine de
Cehennemde hüküm sürmek Cennette hizmetten iyidir.
Ağaç da var orada, onun meyvesini yemeleri yasak. İlim, irfan mı yasak?
Yoksa cinsel ilişki mi? Kuşkulu, mantıksız bu. Tanrı onlardan neden
Kıskansın bunu? Bunu bilmek günah olabilir mi?
Ölüm olabilir mi? Onlar cahil mi kalacaklar yani? Onların mutluluğu
Bu mu olacak? İtaat etmeleri ve imanlarını kanıtlamaları mı sadece?