Tren, karanlık bir ovadan geçiyordu. Akşamüstünden beri durmadan esen rüzgarın çıkardığı seslerle nihayetsiz bir deniz hissi veren bir ova... Sadece ufukta az yıldızlı bir göğün eteğinde uzakta sıradağların hayali seçiliyordu. Işıkları sönmemiş bir iki pencereden dökülen tozlu hafif aydınlığın erişebildiği yerlerde boş tarlalar, cılız, kuru ağaç iskeleleri parlayıp sönüyordu. Trenle yarış eder gibi uçan büyük bir kuşun gölgesi bir zaman bu ışığın içinde koştu, sonra yavaş yavaş geri kaldı, kayboldu.