Mart Tavşanı "Peki, ne demek istiyorsun, onu söyle bakalım."dedi. Alice acele acele "olur" diye yanıtladı."Şey...yani ne söylüyorsam onu demek istiyorum. Zaten ikisi de aynı." Şapkacı " Hiç te aynı şey değil"dedi."Böyle olduktan sonra, mesela yediğimi görürüm ne demekse gördüğümü yerim demek te aynı olur " . Mart Tavşanı da atıldı "Mesela ne bulursam beğenirim yerine, ne beğenirsem bulurum demek te aynı şey olacak." Tarla faresi de uykusunda konuşur gibi gibi ekledi. " Örneğin, uyuduğum zaman soluk alırım yerine, soluk aldığım zaman uyurum denebilecek."
Alice, onun omzunun üstünden merakla bakıyordu. “Ne acayip saat!” diye bağırdı. “Bu ayın günlerini gösteriyor da saati göstermiyor.”
Şapkacı mırıldandı. “Neden gösterecekmiş? Senin saatin hangi yıl olduğunu belirtiyor mu?”
Kız, hemen, “Ne münasebet,” diye cevap verdi. “Ama bunun sebebi var. Çünkü bir yıl boyunca aynı durumda kalır. Bu da çok uzun bir zamandır.”
Şapkacı, başını salladı. “Benim saatim de öyle işte.”
" Hayat küçük bir alanda daireler çizerek yaşlanana ve elinde hiçbir şey kalmayana kadar yüzmekten mi ibaret, yoksa dünyada başka bir şekilde yaşamak mümkün mü, bilmek istiyorum."
"Her an ölümle yüzyüze kalabilirim. Ama yaşayabildiğim sürece ölümü karşılamaya gitmem gerekmez. Bir gün ister istemez ölümle karşılaşacağım; bu önemli değil. Önemli olan benim yaşamımın ve ölümümün başkalarının yaşamını nasıl etkileyeceği..."