Bağımlılıkları olan ailelerin %99'unda kurban üçgeninin varlığı kesin gibidir. Birçok ailenin kendi ne özgü versiyonu oynansa da oyunun temelleri her zaman aynıdır. Genelde baba alkolik ve asıl kurbandır. Anne, babayı sürekli zaafından korumaya çalışan kurtarıcıdır (alkolik dilinde <sağlayıcı'dır).
Bu, babanın daha zayıf hissetmesine sebep olur. Kurtarıcıya cevap olarak baba, kurbandan zorbaya geçer. Anneye zorbalık yapmaya başlar: Zorbalığı, küfür ve kötü kelimelerle (duygusal taciz), aşağılama veya fiziksel tacizle yapabilir.
Bu istismarın sonucunda anne kurban rolüne geçerek çocukları da oyu nun içine çeker. Annelerinin zorbalığa ve istismara uğramasını izleyen çocuklar ona acırlar (yine sevgi ve acımanın karıştırılması) ve doğal olarak sürüklenirler.
Bu, çocuklar için aşırı derecede ağır bir yük tür. Tehlikede olan bir anne ve zorbalık yapan bir baba olduğunda kurtaracak başka kimse kalmaz.
Normal şartlarda sağlıklı, akıllı yetişkinler olacak çocukların güvensiz ve nevrotik yetişkinler olmasının sebebi tam olarak bu dur. Terapiye gelen çoğu danışanın, sorunların temelinde alkolik bir ailede büyümüş olmanın yattığını keşfetmesinin de sebebi budur.
Oyun devam eder. Bazen anne kendini korumak için zorba rolüne bürünür. Kocasını çocuklarını ya da her ikisini de cezalandırabilir.
Çocuklar genelde anne baba arasındaki savaşta ''piyon'' haline gelir.
Kendine kurtarıcı rolünü seçen çocuk sokakta bulduğu kedileri ve köpekleri eve getirir. Onlara sürekli acır, dünyadaki bütün mağdurları kurtarmak ister.
Büyüdüğünde diğer çocukların bütün sorunlarını çözmeye çalışan "mahallenin sosyal hizmet görevlisi" olur. Bu çocuk, çok belirgin biçimde sevgiyi acımayla karıştıran çocuktur.
Kurtarıcının dışarıdan görünen "ben her şeyi hallederim" halinin altında da kurban yatar. Bu roller başkasının zayıflığından güç almak için yapılan teşebbüslerdir. Bütün bu sendromu anlamada en mühim nokta: Üçgendeki herkes başkalarının zayıf lığından simbiyotik bir şekilde beslenir. ·