Çocuklarda özsaygı, kendi kişilik özellikleri için saygı gördüklerinde, ayrıca ebeveyn çocuğun sahip olduğu kendine has ilgi alanlarını ve yeteneklerini geliştirmesine izin verdiğinde gelişir. Ancak anne babadan gelen sevgi koşulluysa, yani ebeveynin çocuğu için yarattığı kalıba uymasına bağlıysa çocuğun özsaygısının azalmasıyla sonuçlanır.
Çünkü çocuk hiçbir zaman kendini yeterli hissetmez.
Çocuk, ebeveyninin gerçekten sevdiği şeyin kendisi değil de yaratmak zorunda olduğu bir imaj olduğunu hissedebildiğin den dolayı kendini sürekli tehlikede hisseder.
Birçok anne baba koşulsuz sevmeyi bilmez.
Sevgileri performansa bağlıdır.
Başka bir deyişle, çocuk ebeveynlerin standartlarına göre davranırsa sevgi görür. Çocuk, anne babanın beklentilerine göre davranmazsa, eleştiri ve reddedilme ile karşılaşır.
Aileler genellikle çocuklarıyla ilgili beklentileri konusunda dikkatli de ğillerdir; sözlü veya sözlü olmayan bir biçimde çocuklarına söyledikleri şeylerin farkına varmazlar. Ancak çocuklar hepsini yakalarlar. Beklentiler korkularla yakından ilişkilidir.
Örneğin, eski eşinden hiç hazzetmeyen bir anne, oğlunun da ((tıpkı babası gibi" olmasından korkar. Oğlunda farklı karakter özellikleri fark ettiğini düşünmeye başlar ve bu korkular bilinçaltı seviyede çocuğa aktarılır. Çocuk, annesinin onun "tıpkı babası gibi" olmasını beklediğini (bundan korktuğunu) anlar. Annesinin kehanetini gerçekleştirmek için bilinçaltında babasıyla ilgili bilgileri "aramaya" başlar.
Bağımlılıkları olan ebeveynler kendilerini çaresiz hissederler ve çocuk larının da onlar gibi olmasından korkar, aynı zamanda bunun beklentisi ne girerler. Yemekle ilgili kontrolü olmadığını hisseden kilolu anneler ço cuklarına çok yemek yedikleri konusunda dırdır ederler.
Ancak ertesi gün dondurma almak için çocuğunu bahane olarak kullanır veya yaptığı yemeği yemediği için şikayet ederler. Burada ebeveynin bu kadar tutarsız davranmasının sebebi hissettiği çaresizlik duygusudur. İçindeki panik duygusuyla anlamsız hareketlerde bulunurlar.
Bu durumdaki anne çocuğunu şöyle uyarır: "Büyüyünce benim gibi şişman olmanı istemiyorum:' Çocuğun işittiği cümle budur. Fakat annenin
söylediği cümlenin altında yatan mesajın aslında tıpkı onun gibi olacağı beklentisi olduğunu hisseder çocuk. Tabii, anne çocuğundan kilolu ve kompulsif bir yetişkin yaratmak için ona yapılması uygun olan her şeyi layıkıyla öğretir.
Aynı şey alkolik aileler için de geçerlidir. Çocuk küçükken babası ona bira verip onun "saçmalamasının'' sevimli olduğunu ya da onu sakinleştir diğini düşünebilir. Çocuk sekiz on yaşına gelince annesi onu
Bu kadar çok insanın duygularını ifade etmekte neden zorlandığını an-
lamak için çocukken yaşadığımız koşullanmalara dönmek gerekir. Çoğu zaman çocukların duygularını ifade etmesine izin vermez, duygularını uy gun şekilde ifade etmeyi onlara öğretmeyiz. Bir de duyguların cinsiyete göre ifade edilmesine izin veririz. Kızların ağlamasına izin veririz, ama erkekler ağlayamaz. Erkeklere ağlayınca ((bebek" olduklarını öğretiriz; bu da üzün tü, acı veya pişmanlık hissettiklerinde onların utanmasına yol açar. Onlara korkuyu bastırmayı öğretiriz. Kızlar üzgün olabilir ama kızamazlar. Çocuklarımıza neyi yapmamaları gerektiğini öğretiriz ama ne yapmaları gerektiğini öğretmeyiz.
Duygularını nasıl bastıracaklarını öğretiriz ama nasıl ifade edeceklerini öğretmeyiz.
Çocuklar son derecede hassastır, algıları açıktır.
Nasıl davranmaları gerektiğine dair sürekli ''ipuçları" ararlar. Kişilikleri zaten ilk üç yılda gelişir; ondan sonra sadece çevreye adapte olmaya devam ederler.
Sevgimizi ve onayımızı nasıl kazanacaklarını bilme çabasıyla, onlar hakkında söylediğimiz her şeyi dikkatlice dinlerler.
Çocuklar onlardan ne beklediğimizi anlama, onu bize verme konusunda birer ustadırlar.
Terapi bir süreçtir. Zaman içerisinde bir dizi iyileşme deneyimi ve deği şiklikler yapma ·sürecidir. Bilinçli ve bilinçaltı değişiklikleri yeni davranışa ekleme sürecidir. Gerçekten kim olduğunu keşfedip işlevsel olmayan aile lerde hayatta kalmak için takındığımız "sahte benliklerden" kurtulma sü recidir. Dışarıdan onay alma ihtiyacından kurtulup içeriden kendini takdir etmeyi geliştirme sürecidir. Ve son olarak da terapi, içimizdeki sahiplenme diğimiz donup kalmış çocuk parçalarımızı yeniden birleştirip yadsıdığımız içsel kaynakları geri alma sürecidir. Böylelikle hayatımızda ilk defa mutlu olmaya başlayabiliriz belki de.