Special Social Power

Special Social Power
@P_Whisper
Samsun,Trabzon
Samsun
233 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
Birçok anne baba koşulsuz sevmeyi bilmez.
Çocuklarda özsaygı, kendi kişilik özellikleri için saygı gördüklerinde, ayrıca ebeveyn çocuğun sahip olduğu kendine has ilgi alanlarını ve yetenek­lerini geliştirmesine izin verdiğinde gelişir. Ancak anne babadan gelen sevgi koşulluysa, yani ebeveynin çocuğu için yarattığı kalıba uymasına bağlıysa çocuğun özsaygısının azalmasıyla sonuçlanır. Çünkü çocuk hiçbir zaman kendini yeterli hissetmez. Çocuk, ebeveyninin gerçekten sevdiği şeyin ken­disi değil de yaratmak zorunda olduğu bir imaj olduğunu hissedebildiğin­ den dolayı kendini sürekli tehlikede hisseder. Birçok anne baba koşulsuz sevmeyi bilmez. Sevgileri performansa bağ­lıdır. Başka bir deyişle, çocuk ebeveynlerin standartlarına göre davranırsa sevgi görür. Çocuk, anne babanın beklentilerine göre davranmazsa, eleştiri ve reddedilme ile karşılaşır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
''Korkular da öğrenilir''
Aileler genellikle çocuklarıyla ilgili beklentileri konusunda dikkatli de­ ğillerdir; sözlü veya sözlü olmayan bir biçimde çocuklarına söyledikleri şey­lerin farkına varmazlar. Ancak çocuklar hepsini yakalarlar. Beklentiler kor­kularla yakından ilişkilidir. Örneğin, eski eşinden hiç hazzetmeyen bir anne, oğlunun da ((tıpkı babası gibi" olmasından korkar. Oğlunda farklı karakter özellikleri fark ettiğini düşünmeye başlar ve bu korkular bilinçaltı seviyede çocuğa aktarılır. Çocuk, annesinin onun "tıpkı babası gibi" olmasını bek­lediğini (bundan korktuğunu) anlar. Annesinin kehanetini gerçekleştirmek için bilinçaltında babasıyla ilgili bilgileri "aramaya" başlar. Bağımlılıkları olan ebeveynler kendilerini çaresiz hissederler ve çocuk­ larının da onlar gibi olmasından korkar, aynı zamanda bunun beklentisi­ ne girerler. Yemekle ilgili kontrolü olmadığını hisseden kilolu anneler ço­ cuklarına çok yemek yedikleri konusunda dırdır ederler. Ancak ertesi gün dondurma almak için çocuğunu bahane olarak kullanır veya yaptığı yemeği yemediği için şikayet ederler. Burada ebeveynin bu kadar tutarsız davran­masının sebebi hissettiği çaresizlik duygusudur. İçindeki panik duygusuyla anlamsız hareketlerde bulunurlar. Bu durumdaki anne çocuğunu şöyle uyarır: "Büyüyünce benim gibi şişman olmanı istemiyorum:' Çocuğun işittiği cümle budur. Fakat annenin söylediği cümlenin altında yatan mesajın aslında tıpkı onun gibi olacağı beklentisi olduğunu hisseder çocuk. Tabii, anne çocuğundan kilolu ve kom­pulsif bir yetişkin yaratmak için ona yapılması uygun olan her şeyi layıkıyla öğretir. Aynı şey alkolik aileler için de geçerlidir. Çocuk küçükken babası ona bira verip onun "saçmalamasının'' sevimli olduğunu ya da onu sakinleştir­ diğini düşünebilir. Çocuk sekiz on yaşına gelince annesi onu
Bu kadar çok insanın duygularını ifade etmekte neden zorlandığını an- lamak için çocukken yaşadığımız koşullanmalara dönmek gerekir. Çoğu zaman çocukların duygularını ifade etmesine izin vermez, duygularını uy­ gun şekilde ifade etmeyi onlara öğretmeyiz. Bir de duyguların cinsiyete göre ifade edilmesine izin veririz. Kızların ağlamasına izin veririz, ama erkekler ağlayamaz. Erkeklere ağlayınca ((bebek" olduklarını öğretiriz; bu da üzün­ tü, acı veya pişmanlık hissettiklerinde onların utanmasına yol açar. Onlara korkuyu bastırmayı öğretiriz. Kızlar üzgün olabilir ama kızamazlar. Çocuk­larımıza neyi yapmamaları gerektiğini öğretiriz ama ne yapmaları gerekti­ğini öğretmeyiz. Duygularını nasıl bastıracaklarını öğretiriz ama nasıl ifade edeceklerini öğretmeyiz. Çocuklar son derecede hassastır, algıları açıktır. Nasıl davranmaları ge­rektiğine dair sürekli ''ipuçları" ararlar. Kişilikleri zaten ilk üç yılda gelişir; ondan sonra sadece çevreye adapte olmaya devam ederler. Sevgimizi ve onayımızı nasıl kazanacaklarını bilme çabasıyla, onlar hakkında söylediği­miz her şeyi dikkatlice dinlerler. Çocuklar onlardan ne beklediğimizi anlama, onu bize verme konusunda birer ustadırlar.
Korkularımıza odaklanmak bir hücreyi mikroskobun altında incelemeye benzer: Asıl olduğundan orantısızca büyük görünür.
Terapi bir süreçtir. Zaman içerisinde bir dizi iyileşme deneyimi ve deği­ şiklikler yapma ·sürecidir. Bilinçli ve bilinçaltı değişiklikleri yeni davranışa ekleme sürecidir. Gerçekten kim olduğunu keşfedip işlevsel olmayan aile­ lerde hayatta kalmak için takındığımız "sahte benliklerden" kurtulma sü­ recidir. Dışarıdan onay alma ihtiyacından kurtulup içeriden kendini takdir etmeyi geliştirme sürecidir. Ve son olarak da terapi, içimizdeki sahiplenme­ diğimiz donup kalmış çocuk parçalarımızı yeniden birleştirip yadsıdığımız içsel kaynakları geri alma sürecidir. Böylelikle hayatımızda ilk defa mutlu olmaya başlayabiliriz belki de.