Tamam, bu uzun bir inceleme olacak.
İlk önce kitabın konusundan bahsedeceğim. Emma Blair, 20'li yaşlarını Lise aşkı Jesse Lerner ile geçirir.
Kendi kararları doğrultusunda ailelerinden uzak ve her gün yeni bir yolculuğa atılan bir hayat seçerler ve bundan gayet memnundurlar.
İlk evlilik yıl dönümlerinde Jesse, bindiği helikopterin düşeceği ve kendisi de dahil içindeki herkesin öldüğüne inanılacak olan bir seyahate çıkar.
Emma ne kadar Jesse'nın ölümünü kabullenemese de hayatına devam etmesi gerektiğini bilir ve ailesinin yaşadığı şehire geri döner.
Zorlu ve melankoli dolu uzun bir 3 yıldan sonra Emma müzik aletleri satılan bir mekanda şans eseri eski bir arkadaşı olan Sam'i görür ve bütün yaşadıklarına rağmen tekrardan aşık olur.
Sam ile nişanlanır ve eninde sonunda hayatın tekrardan ona gülümsediğini hisseder ama ta ki öldüğü düşünülen Jesse tekrar ortaya çıkana kadar.
Kocası yaşıyordu.
Ama o Sam ile nişanlıydı.
Ve ikisini de seviyordu ama bir seçim yapması gerekiyordu.
Peki Emma Blair'in tek gerçek aşkı hangi adamdı?
İlk önce söylemem gerekli spoiler olacak lütfen ona göre devam edin.
Bu kitabı bir kaç tanıdığım daha okudu ama onlarla düşüncelerimiz farklı.
Emma'nın içinde verdiği savaş ne Sam, ne de Jesse ile ilgiliydi diye düşünüyorum.
Kendisi ile ilgiliydi.
Birini seçmeye çalışmıyordu, kendisinin kim olduğunu öğrenmeye çalışıyordu.
Emma Blair 3 yıl önce macera arayan, durmadan yeni serüvenlere atılan, içinde ki merakı durduramayan, normal bir hayat yaşamak istemeyip ailesinden uzakta yaşamak isteyen, Jesse lerner'a aşık olan kadın mıydı?
Yoksa Acton'da ailesinin yanında yaşayan ve ailesinin işlettiği ve şimdi ona devretmiş oldukları kitapevinin Müdüresi olan, ailesini oldukça önemseyen, normal sakin bir hayat yaşamak isteyen, amatör piyanist, kedi sever ve en