Doğduğumuzda, bütünlükten koparılmıştık; aşkta, hepimiz o baştaki bütünlüğe geri döndüğümüzü duyumsadık. Şiirsel imgeler, işte bu yüzden, sevgiliyi doğaya -bir dağa, suya, bir buluta, bir yıldıza, bir ağaca, denize, bir dalgaya- dönüştürür; doğa, bu yüzden, bir sevgiliymiş gibi seslenir bize. Dünyanın bütünlüğüyle barışıklık. Geçmişle, şimdiyle ve gelecekle de. Aşk, sonsuzluk da değildir, takvimlerin ve saatlerin zamanı da, ardışık zaman da. Aşkın zamanı ne büyüktür, ne de küçük; tüm zamanların, tüm yaşamların tek bir anda algılanışıdır… İki sevgili, bir göz kırpma kadar kısa bir anın aralığında ne görürler? Beliriş ile gözden yitişin eşitlenişini, beden ile bedendışının gerçekliğini, görkemde eriyen varlığın hayalini: katkısız dirimselliği, zamanın bir yürek çarpışını!