Ne yazık: inandırma gücünü bulamıyordu kendinde. Sözlerinin yarısında konuşmaktan vazgeçiyordu. Kimseyi değiştirmek istemiyordu. Bunun gerekli olduğuna inanamıyordu artık.
Bütün hayatınca konuştu. Sonunda tutunamayanlar diye bir söz çıkarabildi ortaya: bir tek kelime. Çoğul bir kelime. Unutamadığı bazı insanları birleştiren bir kelime.
Oysa ben, bir zamanlar bütün dünyayı yargılamaya kalkmıştım. O zaman kudret bendeydi: zayıf ve kararsız davrandım. Onlara sert davranmasını bilemedim. Bunun da cezasını çekeceğim ayrıca. Yargılanmış olmanın bütün acısı ve insafsızlığıyla yargılayacaklar beni.
Neron da anlaşılmadan ölmüş. Başkalarına karşı insafsızmışım: ya kendime? Başkalarına da en az kendime gösterdiğim saygıyı duymak... bunun için mi suçluyorsunuz beni? Hiç olmazsa, bütün bunların bana da çok zararı dokunduğunu kabul etseniz.
Size yaranmanın bir yolunu bulamadım zaten. Bunu da açıkça söyleseydiniz, seve seve katlanırdım her yönünüze. Seninle olmuyor, diye kestirip attınız. Zamanın yetersizliğinden söz ettiniz.