“Bizden almaya çalıştıklarının ne olduğunu biliyor musunuz? Şehir ya da ışık hızıyla hareket eden gemiler değil, evrenin Güneş Sistemi dışında kalan kısmının tamamını! Dışarıda milyarlarca gezegen var fakat gitmemize izin vermiyorlar; bizi ve soyumuzu bu yere, Güneş Sistemi adındaki elli astronomik birimlik bu hapishaneye hapsetmek istiyorlar. Özgürlük için savaşıyoruz, evrende özgür bir şekilde yaşamak için. Amacımız eski çağlardan bugüne kadar gelen bir özgürlük çabasıdır. Sonuna kadar savaşacağız. Bunu öz-savunma birliğindeki herkes adına söylüyorum.”
'İnsanlar uzayda kayboldukları vakit, totaliter düzene geçmeleri sadece beş dakika sürüyor.'
İnsanlık evinin kapısını açan ve dışarıya göz ucuyla bakan bir çocuktu. Sonsuz gece onu o kadar korkutmuştu ki geniş ve saf karanlık karşısında titremekten ve kapıyı sıkıca kapatmaktan başka bir çare görememişti.
Dağların gözünde insan dünyası neydi? Belki de sadece sakin öğleden sonrasında bazı şeyler görüyorlardı: İlk olarak ovada birkaç küçük canlı görünür, sonra onların sayısı artar ve bir süre sonra bölgeyi hızla doldurup karınca yuvası gibi yapılar dikerler, yapılar içeriden parlar ve bunların bazılarından duman çıkar. Bir süre sonra ışıklar ve duman kaybolur ve küçük şeylerde ortadan kaybolur, sonrasında ise yapıları devrilip kuma gömülür. Hepsi buydu. Dağlar sayısız kez bunlara şahit olmuştu ve bu kısacık olaylar onlar için ilginç değildi.
Evren karanlık bir ormandır. Bu ormanda, cehennem diğer medeniyetlerdir. Kendini gösteren diğer canlı varlıkları hemen ortadan kaldırmaya çalışan sonsuz bir tehdittir her medeniyet. Bu, kozmik medeniyetin resmidir işte...
Ve bu karanlık ormanda, şenlik ateşini yakıp, ‘işte buradayım!’ diye bağıran ve tüm ilgiyi üzerine çekmeye çalışan insanlık denen aptal bir çocuk var.