Sultan Aziz 'in vahşiyâne bir şekilde öldürüimesiyle
başlayan İngiliz süikastleri, Balkan Harbinin hazırlanması beyannamesiyle Filistin'in Yahudifere bağışlanması'.
Ftefrros Ven Zelusun Anadoluya saldırma, 16 Mart 1336 da
masum Türk askerlerinin yataklarında uyurken vahşiyane
bir şekilde öldürülerek İstanbul'un işgali, Musul Petrollerinin gasb edilmesi gibi sayılmakla bitmez süikastlerde daima
iki gölge tarih sahifelerimizin üzerine düşer İngiltere
ve Siyonizm...
Kendileri gibi Türk devletinin varlığı kendileri için tehlikeli
gören, dünya servetinin en mühim kısmını ele geçirdiği
halde doymayıp servetimize göz diken Ingiltere de bu meselede Yahudilerle beraberdi. Hemen, peşinen şunu da kaydedelim ki İngiltere denince Ingiliz milletini değil, onu idare
eden hükümetleri kasd ediyoruz.
Bunlar içinde Yahudi
DlZRAELı'nin kurduğu muhafazakar parti islam ve bilhassa
Türk düşmanlığıyle meşhurdur. Ellerine Kur'an-ı Azimüşşan-ı alıp:
— Yer yüzünde bu melun (Hâşâ) kitap durdukça
bize huzur yoktur... diyecek kadar şiddet kesbeden düşmanlıkla
Yahudi birleşince büyük devletimiz felâketten felâkete
sürüklenmiştir.
Eğer içten, dıştan devletimizin temellerine kazma vurulmamış
ve Hürriyet bahanesiyle çeşitli dolaplar döndürülmemiş
olsa îdi, ve buna mukabil hepimizin el birliğiyle
devletin ıslahına, -mümkün imarına çalışmış olsa idik ayakta
duran bir Türk devlet: Orta Doğuda,Müslüman memleketlerinin
göbeğinde bîr Yahudi hükümehm asla ve kat’a
kurdurmazdı. Kurdurmayacağı için de yahudiler işe her
şeyden evvel BAŞ'ın değiştirilmesi devletin parçalanmamasıyla başladılar. Hiç şüphesiz bu mevzuda yalnız değildiler.
Kur'ân-ı Kerimi’ nin İmran sûresi 117 ncî ayet-i ceİîlesînde
şöyle buyuruyor;
«Kin ve düşmanlık dillerinden dökülüyor, fakat göğüslerindeki düşmanlık daha beterdir.»
Bu âyet-i kerimede Cenâb-ı Hakkın düşmanlık dillerinden dökülüyor buyurmasına misal olarak şundan zikredilebilir.
Meselâ Yahudiler huzuru risalece geldiklerinde «Esse-
lâmü aleyküm » diyeceklerine ibranicede «ölüm üzerinize
olsun» mardasına gelen «Essam-ü aleyküm» derlerdi. Efendimiz de kendilerine «Aleyküm» diye mukâbelede bulunurlardı.