Küçük prens, gülleri tekrar görmeye gitti. “Benim gülüme kesinlikle benzemiyorsunuz hiç değeriniz yok.“ dedi onlara, “kimse sizi ehlileştirmedi ve sizde kimse ehlileştirmediniz. Tilkimin benden önceki durumundasınız. 100 çeşit tilkiden farksızdı. Ama onu arkadaşım yaptım ve şimdi dünyada eşi benzeri yok.“
Güller boyunlarına büyükmüşlerdi.
“Güzelsiniz ama boşsunuz.“ Diye devam etti “Kimse sizin için ölmez. Tabii, benim gülüm bana. Sıradan biri onun size benzediğini sanabilir. Fakat o eşsizdir, hepinizden daha önemlidir çünkü onu, ben yetiştirdim. Onu, cam kürenin altına ben koydum. Paravanla ben korudum. Onun için tırtılları ben öldürdüm. (Kelebek olmaları için bıraktığım iki üç tanesi hariç.) Şikayetlerini, böbürlenmelerini ve hatta kimi zamanda suskunluklarını ben dinledim. Çünkü o benim gülüm.“
“Her gün aynı saatte gelsen daha iyi olur.” Dedi tilki, “mesela her gün öğleden sonra dörtte gelirsen saat 3:00’ten itibaren kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Saat ilerledikçe, daha mutlu hissederim. Saat 4:00’te, çoktan heyecan içinde merakla beklemedeyimdir; sevincimi de gösteririm!
“Ehlileşmiş ne demek?“
“Çoktan unutulmuş bir şey.“ dedi tilki, “ Bağ kurmak anlamına gelir.“ “Bağ kurmak?“ “Aynen.“ Dedi tilki, “Şu anda sen benim için yüz bin küçük erkek çocuktan hiçbir farkı bulunmayan küçük bir erkek çocuksun. Benim sana ihtiyacım yok, senin de bana. Senin için 100 çeşit tilkiden biriyim. Ama sen, beni ehlileştirirsen eğer, İkimizde birbirimize ihtiyaç duyarız. Böylece sen benim için benzersiz olursun, ben de senin için.“
“İyi günler” dedi.
Burası bir gül bahçesiydi.
“İyi günler!” dedi güller.
Küçük prens onlara baktı. Hepsi de tıpatıp çiçeğini benziyordu
“Kimsiniz siz? Diye sordu hayretle
“Bizler gülüz” dedi güller.
“Ah!” dedi küçük prens.
Çok kötü hissediyordu. Çiçeği, ona, evrende eşi benzeri bulunmadığını söylemişti. Ama işte, tek bir bahçede ondan 5000 tane vardı!
“Görseydi ne kadar bozulurdu.” Diye söylendi. “Şiddetle öksürür, komik duruma düşmemek için ölecekmiş gibi yapardı. Ben de ona özen gösteriyormuş gibi davranmak zorunda kalırdım, aksi taktirde beni haksız çıkarmak için gerçekten de ölmeye kalkardı…”
Söylenmeyi sürdürdü: “Eşsiz bir çiçeğim var diye kendimi zengin sanıyordum, oysa sahip olduğum sıradan bir gülmüş. Onunla ve belki de biri hep sürüp kalacak, diz kapağıma ancak yetişen üç volkanla hiç de büyük bir prens sayılmam…“