Afgan âşık olduğu tek kadını hatırladı ve kalbiyle beyni arasındaki tünelde yaşayan kadının hayalinin Doktor Frankenstein'ın o meşhur yaratığı kadar canlı olduğunu fark etti. O kadın Afgan'ın kalbini saran zarı yaşadığı müddetçe soyacak ve dokunduğu ilk eti yiyecekti. O kadın, Afgan ne yaşıyor olursa olsun, genç adamın kalbini yiyip bitirecekti. Çünkü Afgan gerçek bir piç gibi âşık olmuştu. Gerçek bir piç gibi âşık olmanın tek tedavisi ölümdü Kadının değil, piçin ölümü.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir kentin uçları arasında yürüyerek yol almak, tabanları şiştikçe yerden yükselen bir insana birinci saatte gezinti, ikinci saatte spor, üçüncü saatte savaş, daha sonraki saatlerde yenilgi gibi gelir.
-Kim kimi yargılıyor ki?
-Fert başına düşen milli geliri on beş bin doların üstünde olan ülkelerin vatandaşlığına kapağı atmış ya da oralarda doğmuş ve Üçüncü Dünya ülkelerindeki sorunlar hakkında sanat eserleri veren bütün orospu çocuklarından bahsediyorum!
Gelir vergisi, temel vergidir. Vergi tarihi onunla başlar. Kazandığının bir bölümünü, haklarının bir bölümünü devrettiğin, senin yerine seni korumakla sorumlu otoriteye verirsin. Ancak demokrasiler burjuvaların oyuncakları olduğu için kırılmasını engelleyen temsil sistemidir. Gereğine inanmadığın bir vergiye temsilcin de inanmaz. Teoride yasama böyle işler.
Sanki her gün aynıymış gibi. Dün bu saatlerde de buralardaydık. İnsanın kapalı ya da açık havada yaşaması hiçbir şey değiştirmiyor. Evde de aynı, dışarıda da aynı. Evindeyken, her gün aynı saatlerde televizyondaki kanalları karıştırıyorsun, sokaktayken de her gün aynı saatlerde çöpleri karıştırıyorsun. Hiçbir fark yok. Hayat tek hoparlörü çalışan bir müzik seti gibi. Müziğin sadece bir bölümünü duyuyoruz. Diğer hoparlörden ne çıktığınıysa kimse bilmiyor. Hayat her anlamda monoton.