Gördüğümüz her şeyi kendi benliğimizin prizmasında kırıp döküp görüyor ve benlik yanılsamasından başımızı kaldıramıyorsak, bir rahatlık alanına kendimizi hapsetmişiz demektir. O halde ne kadar sahicisin, bir sor kendine. Görgü şahidi olduğun şu hayatın ne kadarını sen kendi iradenle yazdın, ne kadarı eline tutuşturulan repliklerden ibaret?
"İki gözle bak dünyaya’’ diyordu adam, "biri dışarıyı gözlerken diğeri içini gözlesin’’. İçinde neler olup bittiğine bak. Hangi tepelere tırmanıyorsun, hangi yokuşlardan aşağı yuvarlanıyorsun? Dünyaya sorular sor, ama içini de ihmal etmeden.
Şimdi sen kendine bak! Dünyada bir taraftar olmak en kolayı. Varlığın ıstırabını yüklenmek zor, sloganlarla o sızıya pansuman yapmak kolay. Her birimizin insanlığının azaltıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Aklın ve kalbin uykuya yatırıldığı bir çağda, canavarlar ürüyor. Barbar dört bir koldan saldırıyor. Terörle saldırıyor, sarin gazıyla saldırıyor, camide saldırıyor, çocuk uykularında saldırıyor. Koyuya kesmiş bir kötülük görüyoruz etrafımızda, çocukların en vahşi yöntemlerle katledildiği bir barbarlık, ne ki müdahale edemiyoruz, tanıklığımız bize sadece utanç ve suçluluk olarak geri dönüyor. Her tanıklıkta insanlığımız biraz daha azalıyor.
Sen selam yurdunun elçisi ol. Hayatın askere yazılmasına karşı dur kardeşim, dilin etrafta hain avlamaya durmasına, sana benzemeyenlerin insanlıktan çıkarılmasına karşı dur. Partizanlık muhatabını insanlıktan alarak bir sosyal kimliğe indirgemektir. Böylece onun gerçekliğini, onun kendi ifadeleriyle değil, bizim ona yakıştırdığımız sosyallikler üzerinden kurarız. Ona göre bir elbise değil, elimizdeki elbiseye göre insan biçeriz. Böylece o, bizim içsel ihtiyacımızı karşılayan bir nesneye dönüşür. Bir düşmana mı ihtiyaç duyuyorum, onu ağzından salyalar