Bu kitabı ilk okuyan ve ilk incelemesini yazan biri olarak şunu itiraf etmeliyim ki; bu eseri bir çırpıda okuyup bitirmek istemedim. Her sayfasını sindirerek, üzerinde düşündükçe, yazarın hayatına ve edebiyatına daha derinlemesine dalmayı tercih ettim.
2011 TÜYAP Kitap Fuarı’nda onur yazarı olarak seçilen Ferit Edgü, söyleşi vermeyi pek sevmediği için editörü Faruk Şüyün ona mektuplaşmayı önerir. Bu öneri üzerine başlayan mektuplaşma süreci üç-dört ay sürer. Edgü’nün mektuplaşmayı sevdiği zaten bilinen bir gerçektir. Yazmayı seven biri için bu durum oldukça doğal bir hal alır. Ferit Edgü’nün binlerce mektubu vardır. Artık hayatta olmayan arkadaşlarına bile mektuplar yazmış, bu mektuplarda hem hayatına dair izler bırakmış hem de edebiyat yolculuğunu anlatmıştır. Kafka gibi, Avrupa dönüşünde çoğu mektubunu yok etmiş olsa da, Edgü’nün mektupları onun düşünsel yolculuğunun izlerini taşır.
Mektuplarda, Edgü’nün yaşam ve yazarlık yolculuğundan pek çok iz görmek mümkündür. İlk edebiyat okumalarına, belki benim gibi, Sait Faik ile başlamış ve adeta Sait Faik’i okuyarak büyümüştür. Ardından Orhan Veli, Cahit Sıtkı derken Varlık Yayınları ile tanışmış, bu edebiyat yolculuğu devam etmiş ve hiç bitmemiştir. Edgü’nün edebiyat anlayışını şekillendiren tek şey okudukları değil, hayatını, siyasetle olan bağlarını, sol hareketle olan angajmanını, Paris’e gidişini ve güzel sanatlarla olan ilişkisini de gözler önüne seren mektuplar, onun hem insan olarak hem de yazar olarak evrimini anlamamıza yardımcı olur.
Bu kitabın içerisinde, mektupların yanı sıra Ferit Edgü ile ender yapılan bir söyleşi, gazete ve dergi denemeleri, yayınlanmış ve yayınlanmamış şiirleri, öyküleri ve ilk şiirleri de yer almaktadır. Bu metinler, yazarın edebi ve düşünsel derinliğini anlamak için önemli bir kaynak