Ne kadar akıllanırsan o kadar çok problemin olacak, Charlie."
İyi, kötü, güzel, çirkin, akıllı, düşük zekalı, dahi, engelli, engelsiz olmanız bir şey fark etmiyor. İnsanlar her durumda sizi dışlamak ve yargılamak için sırada bekliyor..
Hikayeyi başkarakter Charlie'den dinliyoruz. Hikaye; onun duygu, düşünce ve gözlemlerini not ettiği günlükler-ilerleme raporları üzerinden ilerliyor. Charlie otuz iki yaşında. Fırında çalışıyor ve amcası öldüğünden beri bir başına yaşıyor. Konuşması da algılaması da çok iyi değil. Çünkü kendisi normalin altında bir zekaya sahip. Tam olarak söylemek gerekirse IQ'su altmış sekiz. Charlie'yi, onla aynı kaderi yaşayanlardan ayıran en önemli özellik ise onun bir deneyde denek olarak seçilmesiydi..
Charlie'nin hayatı boyunca kurduğu bir hayali var, akıllı olmak. Bunun çok zor olduğunu hissediyor ama annesinin ona dediği gibi bunun için çabalamak istiyordu. Otuz iki yaşında olmasına rağmen Charlie'nin hayatı yaşıtlarına göre daha zor ve karmaşıktı. Çünkü onların kolaylıkla anladığı ve yapabildiği şeyler onu bir hayli zorluyordu. Ancak şimdi Charlie'nin elinde bir umut ışığı vardı. Uygulanacak olan deney ile akıllı olma şansını elde edecekti. Ve ne olursa olsun bu deneyde başarılı olmayı kafasına koymuştu..
Kitaptaki diğer karakterlerden Dr Strauss ve Prof Nemur Charlie'yi bir deneyde kullanmak istiyor. Ancak bu deney daha önce hiç insan üzerinde denenmemiş, sadece hayvanlara uygulanmış. Charlie'ye yapılan testlerden ve alınan izinlerden sonra deneyin insan üzerinde deneme aşaması için harekete geçiliyor. Fare Algernon üzerinde uygulanmış olan deney için artık Charlie'de hazır durumda.
Algernon ve Charlie.. Kaderleri aynı çizgide mi ilerleyecek yoksa deney farklı bir yol mu alacak? Sonucu tahmin edilemeyen, ilerlenen yolda türlü aksaklıkların
Ben, Efsane!”, Richard Matheson’ın 1954 yılında yayınladığı ve bilimkurgu edebiyatına “korku” öğesini katarak türe yeni bir yol açan önemli bir eser sayılmaktadır. “Korku” öğesinin yanında, yazıldığı döneme göre yenilikçi bir bakışla fantastik ve gotik olgulara bilimsel açıklamalar getirerek modern vampir olgusuna olmasa da zombi olgusuna önemli katkılarda bulunmuştur.
Ülkemizde eser pek bilinmese de 2007 yapımı “Ben Efsaneyim” (I am Legend) filmiyle yeniden anılmaya başlanmış ve bilimkurgu hayranları için bulunamayan bir eser haline dönüşmüştü. Özellikle 2003 yılında İthaki Yayınları etiketiyle yayınlanmış olan baskısı (ki bu yazı bu baskı üzerinedir) yüksek meblağlara satılmak üzere acımasız sahafların ellerinde çürümekteydi. Bu hasret yıllarca sürdü. Ta ki bu yıl Artemis Yayınları kitabı Beril T. Uğur çevirisiyle yayınlayana dek.
Kitap yeniden yayınlandı ve okurların hasreti bitti. Peki bu kitap bunca yıl beklemeye değer miydi? Richard Matheson’ın bu eseri gerçekten o kadar iyi bir kitap mı? Aynı yıllarda yayınlanan “Mars Yıllıkları” (Ray Bradbury), “Triffidlerin Günü” (John Wyndham), “Uzay Tacirleri” (Frederik Pohl ve C.M. Kornbluth) veya “Kaplan! Kaplan!” (Alfred Bester) gibi sürekli yeni baskılarını görmek istediğimiz kült bir eser mi “Ben, Efsane!”? Yoksa yıllarca erişilemediği için Türk okurları tarafından haksız bir önem mi yüklendi üzerine?
Dünya edebiyatında önemli bir yere sahip bu eser için bu sözler çok acımasız olabilir ama bir okur olarak onu beğenmeme hakkımız da var ve ben bu hakkımı kullanmak istedim. Hakkımı savunurken sunacağım gerekçeler kimi okurlar tarafından yerinde bulunmayabilir ama niyetim de böyle bir tartışma ortamı yaratmak.