Kenan tatan

Kenan tatan
@Payiz_13
Hümanist
Siyaset bilimci
Dicle üniversitesi
Tatvan
1 Şubat 1996
31 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
1Mayıs
Emek, Sermaye ve Sessiz Sömürü Bugün 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü. Meydanlarda sloganlar atılıcak, sosyal medyada emek vurgusu yapılıcak. Ancak asıl soru şu: Bugün gerçekten bir fark yaratıyor mu, yoksa sistemin kendini aklama ritüeline mi dönüşmüş durumda? Modern kapitalist düzen, üretimi artırırken eşitsizliği de derinleştiriyor. Bir tarafta sermaye sahipleri servetlerini katlarken, diğer tarafta emekçiler hayatlarını idame ettirmek için daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Bu çelişki, sadece ekonomik değil; aynı zamanda ahlaki bir sorundur. Üstelik sömürü artık klasik anlamda bir “koloni” üzerinden değil, ekonomik bağımlılık ve tüketim alışkanlıkları üzerinden devam ediyor. İnsanlar üretenden çok tüketen bireylere dönüştükçe, sistem daha da güçleniyor. Böylece sömürgecilik biçim değiştiriyor ama özü aynı kalıyor. Daha ironik olan ise, sistemin eleştiriyi bile bir ürüne dönüştürmesi. 1 Mayıs’ta atılan sloganlar, ertesi gün unutuluyor; işçi yine aynı koşullarda çalışmaya devam ediyor. Özel günler, farkındalık yaratmak yerine çoğu zaman bir rahatlama alanı sunuyor: “Bugün hatırladık, görevimizi yaptık.” Peki çözüm nedir? Çözüm, tek bir ideolojide ya da ani bir devrimde değil; bilinçli ve örgütlü bir toplumda yatıyor. İşçilerin haklarını araması, sendikaların güçlenmesi, adil ücret politikalarının uygulanması ve bireylerin tüketim alışkanlıklarını sorgulaması bu sürecin temel adımlarıdır. Aynı zamanda yerel üretimi desteklemek ve ekonomik bağımsızlığı artırmak da uzun vadeli bir direnç oluşturur. Sonuç olarak, mesele sadece sistemi eleştirmek değil; o sistemin içinde nasıl daha adil bir düzen kurulacağını düşünmektir. Çünkü gerçek değişim, yalnızca sloganlarla değil, bilinçli ve sürekli bir çabayla mümkün olur.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Gırtlağına kadar siyasete çekilmiş bir ülkede, ekonomiden spora, eğitimden inovasyona, sanattan sanayiye kadar her şeyi gündelik politiğin kısır çekişmeleri ekseninde okumamız isteniyor. Ne söylendiği değil, kimin söylediği önemli. Ne anlatıldığından çok, kimin tarafından olduğu mesele. Siyasetin parçalanmışlığı sadece bizleri değil, gün gibi ortada duran hakikatleri bile bölüyor.
Duygu ve Düşünce
Nietzsche'nin
Felsefesi insanla başlar, insanla biter. Ona göre insan güçlü, mutlu, güvenli olduğu bir dönemde yaratıcı, doğurucu olabilir. Nietzsche’ye göre felsefe cılız güvensiz, korkak, kolay üzüntüye kapılan, beceriksiz kimselerin işi değildir. Bütün eylemler güçlü olmayı gerektirir. Felsefe bu gücün yorumudur. Ayrıca felsefenin konusu gerçek olandır. Gerçek ötesi (metafizik) gerçekleri göremediği için bu gereksiz bir çabadır ve insana yararlı değildir. Nietzsche’nin tek derdinin ve amacının kalıplaşan, değişmeyen, insanı gerileten geleneklerin yerine, insanın özgürlüğünü, kendini alt edebilen üst insanı gerçekleştirmek olduğunu söyleyebiliriz.
Varoluş Felsefesi
Kierkegaard'a göre
Her insan bireysellik düşüncesini taşır. Kendini gerçekleştirmeyen bir birey, toplumun sığ normlarına uyan ve özgünlüğünü kaybeden bir "sürü" üyesi haline gelir. Kierkegaard, cesaretli olup kendi özgünlüğünü bulan ve yaşamını bu özgünlüğe göre şekillendiren bireyleri teşvik eder. Böylelikle, insanlar sürüden ayrılarak bireysel varoluşlarını gerçekleştirirler.
Varoluş Felsefesi
İnsanlar düşünce biçimlerinin temel yapısında büyük bir değişim meydana gelmedikçe insanlık halinde büyük iyileşmeler mümkün değildir