Ne rahatlama hissediyordu ne umutsuzluk ne de korku. Ömrünün son saniyesi, ona bir ciddilik onuru bile bahşetmiyordu. Her saniye gibi bir saniye. Daha birkaç dakika önce diş fırçasını tutmuştu o elinde. Şimdi tabancayı tutuyordu. İkisini de aynı kaygısızlıkla tutuyordu üstelik.
"Bay Roark, burada yalnızız. Neden hakkımda ne düşündüğünüzü yüzüme söylemiyorsunuz? Kendi seçtiğiniz kelimelerle. Kimse duyacak değil. "
"Ben sizin hakkınızda bir şey düşünmüyorum."