"Mutsuzum ben. Öyle korkunç, kötü, gurursuz biçimde mutsuzum ki. Bir bakıma bana... temiz değil de... kirli gibi gözüküyor. Dürüst de değil. Günler geçiyor, düşünmeye korkuyorum. Kendime bakmaya korkuyorum. Oysa bu yanlış. Bu... ikiyüzlüce. Ben her zaman kendime karşı dürüst olmak istedim ama değilim."
"Mutsuzluğun benciklikten geldiğini biliyordum. İnsanın gerçek mutluluğu bulması için kendisini başkalarına adaması gerektiğini biliyordum. Sen söylemiştin. Başka pek çok kişi de söylemişti. Tarihin en büyük adamları yüzyıllardır aynı şeyi söylüyor zaten."
"Sonra?"
"Eh, şu halime bak."
"İnsandan ne olsa isteyebilirsiniz. Ona servet sahibi olmasını, sevmesini, gaddarlaşmasını, cinayet işlemesini, kendini feda etmesini söyleyebilirsiniz. Ama özsaygıya sahip olmasını istemeyin ondan. Hemen sizden nefret etmeye başlar. Eh, en iyisini onlar bilir. Herhalde kendilerine göre nedenleri vardır. Tabii sizden nefret ettiklerini söylemezler. Sizin onlardan nefret ettiğinizi söylerler. Bu da yeterince yakın, herhalde. Söz konusu duyguyu tanır onlar. İşte insan böyle bir varlıktır. O zaman, olanaksız bir şey uğruna feda edilmenin yararı ne? Var olmayan bir dünya için bina yapmanın yararı ne?"
"Howard Roark'u suçluyorum. Bir bina, çevresinin parçası olmalıdır, denir. Roark bu tapınağı ne tür bir dünyaya kurdu? Ne tür insanlar için kurdu? Etrafınıza bir bakın."
"Howard Roark, insan ruhuna dair bir tapınak yaptı. İnsanı, güçlü, gururlu, temiz, akıllı ve korkusuz olarak gördü. Bir kahraman gibi gördü insanı. Tapınağını ona yaptı. Tapınak, insanın yüceleceği yerdir. Kendisi insanı yücelten şeyin, suçsuz olduğunu bilmekten değil, doğruyu görüp ona ulaşmaktan, herkesin mümkün olan en iyi düzeyinde yaşamasından, utanmamasından, utanmak için nedeni olmamasından,güneş ışığında çıplak durabilmekten geldiğini düşünüyordu."