"Aradaki farkı anlıyor musun? Senin evin, kendi ihtiyaçlarının bir kurgusu. Ötekiler ise etkileyebilme ihtiyacıyla yapılmış. Senin evinin belirleyici amacı, evin kendisi. Ötekilerinki ise seyirciler."
"Benim için yaptığın bu evi bu kadar çok sevmeme sebep olan şey ne, Howard? "
Roark da ona, "Bir evin de bir insan gibi bütünlüğü, dürüstlüğü olabiliyor" diyordu.
"Tıpkı insanlardaki kadar da seyrek. "
"Başkalarının ne düşündüğüne aldırmıyorsun ki buna anlayış göstermek mümkün olabilir. Ama onların senin gibi düşünmesini sağlamak bile umurunda değil, öyle mi? "
"Değil."
"Ama bu... bu canavarca bir şey. "
"Öyle mi? Belki. Bilmiyorum."
İkisi de Roark'u sevmiyordu. Zaten nereye gitse, yüzünü gösterdiği anda kimse sevmezdi onu. Kasa kapısı gibi kilitliydi yüzü. Kasalara kilitlenen şeyler, değerli şeyler olurdu. İnsanlar bunu hissetmekten hoşlanmıyorlardı.