Karanlık Pasifik Okyanusu’nun derinliklerinde bir denizkızı yaşardı. Umiko.
Bir gün, geri dönüşü olmayan büyük bir günah işledi. Ve suların öfkeli, gözükara tanrısı Abyzareth onu acımasızca lanetledi.
Denizkızı, merhametsiz insanların tehlikeli topraklarına sürgün edildi. Ve tıpkı tanrının planladığı gibi... bir gün genç bir adamla tanıştı. Kael.
Umiko’nun lanetle kararan kalbi, Kael'e aşkla çarpmaya başladı.
Ama lanet yerindeydi. Ve Abyzareth’in hükmü açıktı:
Ya Kael’e olan aşkından vazgeçip onu sulara, tanrının kendisine kurban edecekti ya da hayatı boyunca lanetle yaşamaya mahkûm kalacak, aşkı seçmenin bedelini her anında hissedecekti.
Karanlıkla sevda arasında sıkışmış Umiko, işlediği o günahı hiç yaşamamış olmayı dileyecekti..
Kaderin hoyrat rüzgarlarında savrulan denizkızı, kendi yüreğiyle tanrısının öfkesi arasında
acı verici bir seçimin eşiğindeydi.
Kitap güzel ve akıcıydı. Kurgu da güzel. Fakat yazarın acemi olduğu ilk kitabı olduğu ve genç olduğu belli oluyor ve ben henüz yazarı araştırmadım bile. Kötü erkek sevgisini görebiliyorsunuz. Başta ona ters ve soğuk davranan erkekten etkilenmesi ergence geldi biraz ama kurgu çok güzel olduğu için kitabı bitirdim. Tabi güçlere, fantastik kısma ve gizemli kısımlara daha çok yüklenmeliydi. Sürekli lisedeki muhabbetleri yazmış. Serinin devamının daha iyi olduğuna dair olumlu hislerim var bu yüzden devam edeceğim.