Ben Anna Karenina’yı sadece bir aşk trajedisi olarak okumadım. Bana daha çok, bir zamanlar toplumun sert şekilde kınadığı şeylerin bugün nasıl sıradanlaştığını gösteren bir metin gibi geldi. Sanki bireysel bir hikâyeden çok, toplumların neyi ayıpladığına ve zamanla neyi normalleştirdiğine dair bir dönüşümü anlatıyor.
Belki de bir zamanlar şok eden şeylere yeterince direnilmediğinde, ahlaki kırılmalar yavaş yavaş alışkanlığa dönüşüyor. Romanın hâlâ bu kadar güçlü konuşulması beni bu yüzden şaşırtıyor.
Masumiyet Müzesi’nde ise bu his daha da yoğunlaştı. Bir anlatının büyük bölümünün genç bir beden ve arzu üzerinden romantize edilmesi beni fazlasıyla boğdu. Rahatsız eden şey aşkın anlatılması değil, bazı şeylerin sorgulanmadan yüceltilmesi oldu