Cinsellik, çoğu zaman sadece bedensel bir eylem gibi sunulur; arzuların karşılandığı, tensel bir bütünleşmenin yaşandığı bir alan. Oysa bazı anlarda cinsellik, 'ben sen olmak istiyorum'un en yöntemli haline dönüşür ve dönüşümüdür . Bir başkasında kaybolma arzusu, bir başkasında var olma hayalidir bu. Fakat ne zaman ki bu arzu, yer almayan bir bedenin, bir yapının ya da bir zihniyetin içine yönelirse, işte o zaman mesele sadece arzu olmaktan çıkar; bir çabaya, bir arayışa, bir yabancılaşmaya dönüşür.
İnsan, bazen ait olmadığı yerlerde de aidiyet kurmaya çalışır. Kendi sesinin yankılanmadığı bir zihinde, kendi dokusunu taşımayan bir bedende, kendi inancıyla çatışan bir yapıda... Ve yine de orada kalır. Çünkü orada sevildiğine inanır. Çünkü orada belki de ilk kez görünür olduğunu hisseder. Cinsellik, bu görünür olma çabasının sahnesine, var olmak istediği bebekliğine döner çoğu zaman. O sahnede herkes biraz rol yapar, herkes biraz susar, herkes biraz dönüşür.
Ama ya dönüşülen kişi, kendin değilse?
Ya ait olma arzusu, seni senden uzaklaştırıyorsa?
Ya da bütünleşme hayali, seni parçalara ayırıyorsa o zaman aynı olmayan bedenlerde aranan yakınlık olur.
İşte o zaman cinsellik, bir yakınlık biçimi olmaktan çıkıp, varoluşsal bir sorguya dönüşür. Ve insan, en derin bağ kurma arzusuyla çıktığı bu yolculukta, en çok kendine yabancılaşır.