Özümm

Özümm
Belki de çevirdiğin bir sayfanın kıyısında vardım; karşılaştık mı, kim bilir?
Cinselliğin bastırılması üzerine
Utanılacak olan cinsellik değil, onun doğallığını boğmaya çalışan ahlaki ikiyüzlülüktür. Cinsellik; doğanın en dürüst dürtüsü, insanlığın en yalın gerçekliğidir. Ancak insanlık, bu yalınlığı çoğu zaman taşıyamamıştır. Anlamlandıramadığı her dürtüyü ya kutsal bir payeye bürümüş ya da utanılacak bir şey gibi görmezden gelmiştir. Ve cinsellik de, bu ikilemin tam ortasında kalmıştır. Bedensel ifadeler edebi eserlerde mecazlara saklanır, filmlerde yarı karanlık sahnelerin gölgesine bırakılır, sosyal medyada ise sansürle susturulur. En çok konuşulmak istenen, en çok susturulur. Çünkü kelimelere döküldüğünde insan yüzleşmek zorunda kalır. Cinselliği konuşmak; insanın kendisini, arzularını ve sınırlarını tanıması demektir. Ve bu, hayatın inkâr edilemeyecek yalın bir gerçeğidir.
Duygu ve Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Lanet dünyanın empati yoksunu insanları..
Duygu ve Düşünce
Hayat skalasını tutmak için çok kısa. Her şey anın içindeymişşşş.
Duygu ve Düşünce
Dünya, başlı başına bir cennetti aslında. Ama insan, elleriyle kirlettiği toprağa cehennemi ekti. Sonra da, kendi tutuşturduğu ateşin içinden bir cennet vaadi pazarladı. Oysa unuttuğu bir hakikat vardı: Cehennem dışarıda değil, kirlenmiş bir kalbin kıvrımlarındaydı.
Yok olmadan önce
Bir kalabalığın sesinde kendine ait huzuru aramak, insanın kendine verebileceği en büyük hediyedir. Aramak yorar; bıkkınlık, benliği siler. Bazen dudaklar uzaktan mutlu görünür ama ya o dudakların ardındaki hikâyeler? Hepsi aynı mı gerçekten? Aynı masalın kahramanı mıyız biz? İnsan durup dururken mi yok olur, yoksa yok olabilmek için mi yavaş yavaş yok eder benliğini? Belki de kaybetme korkusu sarar bedenini… Hatta, verilmeyecek bir huzurdan kim vazgeçebilir ki, kendisinden bile? Bazen yalnızlığı değil, kalabalıkta kaybolmayı seçer insan. Çünkü orada sorular daha az yankılanır, cevaplar daha çok susturulur. Kimsenin bilmediği bir çığlığı içinde büyütürken, dışarıya en sakin hâliyle yürür. Ve her adımında biraz daha uzaklaşır kendinden; belki de özlediği kişi, en çok kendisidir. Ne zaman ki kalabalığın ortasında bile kendini duyamaz hale gelir, işte o zaman başlar gerçek yalnızlık. Bir ses ararsın, bir kelime, bir nefes… ama en çok da kendini. Kendine dönmek, bazen bir ölüm gibidir. Eski benliğinin yasını tutarsın, ama yenisi doğmaz hemen. Sessizlikte geçen zaman, bir tür iç cenazededir. Her şey biter gibi olur ama bitmez. Yalnızca içindeki gürültü değişir. Ve en sonunda anlarsın; huzur aradığın bir yer değil, dönmeyi seçtiğin bir yerdir. Kendine... Yaralı, eksik, ama gerçek olan yanına.
Duygu ve Düşünce