Dünyanın pırıltısı içerisindeki ölüm, koridorda ayaklarının ucuna basarak gelen ölüm... Ben buyum. Bana Karanlık Armağanlardan söz etme, ben onları kullanıyorum. Ben ipek ve danteller giyinmiş Beyefendi Ölümüm. Mumları söndürmeye geldim. Gülü yüreğinden çürütmeye geldim.
Öyleyse en acı verici müziğin güzelle dolu olması niçin onu yaralıyordu? Bu niçin ona acı veriyor, onu hiçbir değere ve erdeme bağlamıyor, üzgün ve güvensiz yapıyordu? İyi ve kötü, bunlar insanın yaptığı kavramlar. Ve insan gerçekten de Yabanıl Bahçe'den daha iyi. Ama belki de Nicki ruhunun en derin köşelerinde her zaman tüm şeyler arasında bir uyum olduğunu hayal etmişti, oysa ben her zaman bunun olanaksız olduğunu biliyordum. Nicki iyilik değil, adalet hayal etmişti.
Bağışla beni Nicki. İyi ve kötü varlıklarını sürdürüyorlar ve her zaman da olacaklar.
(3)
Kemanın benimle konuştuğu dili sessizce anlıyordum. Nicki, eğer bir kez daha konuşabilseydik... Eğer konuşmamız sürebilseydi... Güzellik onun sandığı gibi bir aldatmaca değildi. Aslında tanınmayan bir ülkeydi. Orada binlerce öldürücü yanlış yapılabilirdi. Vahşi ve kayıtsız bir cennetti; iyi ve kötüyü gösterecek yol işaretleri yoktu. Uygarlığın sanat yapmaya götüren tüm inceliklerine karşın güzellik yabanıldı. Tehlikeli ve yasasızdı; tıpkı insanın kafasında tutarlı tek düşüncenin olmadığı ya da davranış kurallarını kil tabakalarına kazımadığı zamanlardan yüz binlerce yıl önce yeryüzünün olduğu gibi.
(2)
Notaların uzun titreyişleri, pırıltılı sesler ve başka her tür konuşmayı sahte gösteren kemanın kendi dilinde şarkı söylemesi... Yine de şarkı derinleştikçe acının özü olmaya başladı. Sanki güzelliği yalnızca acımasız bir rastlantıydı, içinde hiçbir gerçeklik taşımayan bir yabanıllıktı.
Onun inandığı şey bu muydu? Ben iyilik üzerine konuşup dururken o buna mı inanıyordu? Kemanına bunu mu söyletiyordu? Bu uzun, duru, akıcı notaları yaratırken güzelliğin hiçbir anlamı olmadığını, çünkü bunun içindeki acıdan geldiğini mi söylemek istiyordu? Bu notaların acıyla hiçbir ilgilerinin olmadığını, çünkü acının güzel olmadığını, öyleyse güzelliğin korkunç bir ironi olduğunu mu anlatıyordu?
(1)