Ama her zaman kalabalığın arasından sıyrılan, kişisel kinlerini bir kenara bırakan ve şöyle düşünen biri olurdu:
Hayatım önemsiz olabilir, ama bu dünyayı, bu ulusu, hatta sadece bu sokağı iyileştirecek bir şey yapabildiğim sürece, bu yeterlidir.
Gu Mang
Gerçekte, kahraman ya da casus olmayı gönülden isteyen biri var mıydı?
Herkes birkaç iyi arkadaşı ve sevdiği insanlarla sakin bir hayata kavuşmak isterdi.. Kitaplardaki abuk sabuk şeyleri birlikte gülerek konuşmak,
güneşte çamaşır kurutma planlarını bozan hava durumuna kızmak,
doğu pazarındaki sebzelerin zamlanması ya da yeni çıkan pirinç türünün eskisi kadar iyi olmaması gibi..
Fakat kader kapıyı çaldığında, birinin gitmesi gerekiyordu.
Kimse gitmek istemiyordu.
Ama birinin harekete geçmesi gerekiyordu..
Seni eve götüreceğim.
Yetmiş bin ölü ruhla birlikte…
Çağlar boyu sürecek bir barışla birlikte.
Bana yeniden inanmaya hazır olduğun sürece, ben, Gu Mang, sözümü tutacağım.
Yaşamda da, ölümde de.
Kendimi General Gu diye anılmaya layık kılacağım.
Ve seni… evine götüreceğim.