Bebekler çocuk olduklarında, belirli şeylerin kendi büyük gruplarına ait olmadığını fark etmeye başlarlar. Çocuğun çevresindeki yetişkinler çocuğa, çoğunlukla cansız nesneler olan ve kullanıldıkça nelerin büyük gruplarına ait olduğunu nelerin olmadığını deneysel olarak “öğreten” paylaşılmış hedefler sağlarlar. Çocukların dışsallaştırmaya dair uygun hedeflere yaptıkları yatırım, kendi büyük gruplarındaki sosyal/politik yatırımın olduğu kadar, ötekine karşı önyargının da gerçek başlangıcıdır.
Mülteci kamplarından uzakta, rahat evlerimizde oturduğumuzda ve berbat koşullarda yaşayan insanların görüntülerini televizyonlarda ya da gazetelerde gördüğümüzde, ağır travma geçiren bu insanların bazılarının, geldikleri toplumlarda parlak birer yıldız olduklarını düşünmeyiz.
Kişilere, evcil hayvanlara ve yitirilmiş şeylere dair sabit nesne sürekliliği olmayan göçmen ya da mülteci çocuklar, geride bıraktıklarının hayali zihinsel imgelerine sahiplerdir.
Keder sona ermeden önce yas tutma işi başlar. Yasın bu evresi, yas tutanın, yitirilmiş nesnenin imgelerine duygusal yatırımını yeniden değerlendirdiği, gözden geçirdiği ve dönüştürdüğü yavaş bir süreci içerir.