Çocukla ilişkinizi, bir ev gibi düşünün. Ev, aynı zamanda iç dünyadır. Burası çocuğun onu zorla içine doğurduğunuz, yaşayabileceği tek alandır. Bu duygusal alandan çocuğu tekmeleyip atmanın, ona içerde yer olmadığını söylemenin, bir çocuğu reel hayatta sokağa atıp evde yer hak etmediğini söylemekten ne farkı vardı? Bu çocuk daha sonra kendisine nasıl bir ev kurarsa kursun rahat edemez, dünyada -reelde yahut herhangi birinin kalbinde- kendisine ait bir yer hak edebileceğine inanamaz.
Çocukken, sevgi ve kabule ihtiyacımız vardı, çünkü bunlar olmadığı sürece 'yaşayamayacağımızı' "hayatta kalma içgüdümüz"le biliyorduk. Eğer o dönemde ihtiyacımız olan koşulsuz sevgi ve kabulü görebilseydik, şimdi başkalarının onay ve sevgisine ihtiyacımız varmış gibi hissetmezdik.
Bir çocuğun mutlu bir yetişkine evrilebilmesi için anne-baba olarak yapabileceğimiz tek bir şey ama tek bir şey vardır: Çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlamak.