Aydın Gedikli

Aydın Gedikli
@Peymaane
Kendi halinde yazan, memur olmak için çalışan, baba olmayı çok isteyen ancak yaşama hevesi insanlık tarafından elinden alınan bir insanım.
Öğretmen
Lisans
Sivas
52 okur puanı
Ocak 2023 tarihinde katıldı
İltica Etmek İsteyen Türklere
Gitmek, en çok Gazi Mustafa Kemal’in hakkıydı. Hatta gitse kimse yargılayamazdı. Lakin o ölü bir anadan doğan bebeği aldı gelecek nesillere sağlam temellerle oturtulmuş kocaman bir levha bıraktı. Bu işi gelecek nesiller yargılarken yüz yıllar önce yaşamış Kür Şad, Tanrı Dağı’nda evladıyla gurur duyuyordu. O halde ne zaman aklınıza gitmek gelirse işte o zaman Mustafa Kemal’i düşünün…
1000Kitap
Reklam
İki Anayasa Bir Lokanta
Bir zamanlar, insanlığın düşünceyle yoğrulduğu uzak bir diyarda, Kelâmcı adında bir düşünür yaşardı. Kelâmcı, ne filozoflarla tamamen aynıydı ne de hukukçularla; onun alanı kavramların çarpıştığı, hakikatin puslu vadilerde arandığı yerlerdi. Bir gün, gökyüzü mavi değil griydi. Düşünceler ağırlaşmış, zihinler sorularla dolmuştu. Kelâmcı, elindeki kalemi masaya bıraktı ve kendi kendine şöyle mırıldandı: “Eğer bana iki anayasa yaz deselerdi… biri kendi halkım için, biri bilmediğim bir ülke için… Hangisi daha geçerli olurdu?” Bu soru, zihninde yankılandı. Kendi halkını tanıyordu; geçmişlerini, kavgalarını, kutuplaşmalarını. Bu yakınlık, kalemini ister istemez eğip bükerdi. Oysa uzak bir ülke için yazacağı anayasa daha tarafsız olurdu; insan olmanın özüyle yazılırdı. Yani iyilik, adalet ve hürriyet temelinde… Derken, yaşlı bir bilge çıkageldi. Sırtında eski bir cübbe, gözlerinde binlerce yıllık sessizlik vardı. Gülümsedi ve şöyle dedi: “Ey Kelâmcı! Bütün halkların kökeninde insan yatar. İyilik evrenseldir. İyinin dinle bağı vardır ama dinin sınırı imandadır. Bu yüzden iyi olan, her insana iyi gelir.” Kelâmcı düşündü. Evet, bu doğruydu. O hâlde başka bir ülkeye yazacağı anayasa, insan doğasına daha uygun olabilir, çünkü tarafsız olabilirdi. Bu tartışmanın sonunda içinden bir ses fısıldadı: “Haklısın.” Fakat gecenin bir yerinde başka bir ses yankılandı: “Bir hikâye eksik kaldı.” Ve o anda Kelâmcı kendini bir lokantanın içinde buldu. Tertemiz masalar, dumanı tüten yemekler… Ve kapının önünde, tabelada şu yazıyordu: “Bu dükkanın kuralları sahibi tarafından belirlenmiştir.” İçeri girdi. Sahibiyle konuştu. Lokantanın kurallarını, menüyü, saatlerini hep o adam belirlemişti. Çünkü orayı yaratan oydu. Kurallar da ona aitti. Kelâmcı gözlerini kıstı. Fısıltı gibi bir
1000Kitap
Dışarıdan Bir Bakış
İnsanlar ve hayvanlar, belirli kolektif özellikleri paylaşmaktadır. Bu ortak özelliklerden bazıları insanlar tarafından doğal kabul edilirken, bazıları etik ya da toplumsal açıdan sakıncalı görülebilir. Bir insanın gerçekleştirdiği bir eylem aynı zamanda hayvanlarda da gözlemleniyor ve hayvanlar açısından doğal karşılanıyorsa, bu durumun insanlar için ahlaki bir sorun teşkil etmesi daha muhtemeldir. Buna karşılık, yalnızca insana özgü olan ve hayvanlarda örneği bulunmayan davranışlar, insanın kendi iradesiyle yüzleşip aşabileceği meseleler olarak değerlendirilebilir. Örneğin, bir kedinin eşini aldatması, hayvanlar dünyasında doğal bir durum olarak görülür ve herhangi bir ahlaki yargıya tabi tutulmaz. Ancak aynı eylem bir insan tarafından gerçekleştirildiğinde, toplumsal normlar çerçevesinde ciddi bir ahlaki ihlal olarak değerlendirilir. Benzer şekilde, yalan söyleme davranışı yalnızca insana özgüdür; hayvanların böyle bir eylem gerçekleştirmesi beklenmez. Bu nedenle, insanın yalan söylemesi, sorumluluk taşıyan bir varlık olarak ele alınmasını gerektirir ve bu durumun üstesinden gelinmesi mümkündür.
1000Kitap
Edebiyatımızın yapı taşı olan Fuzûlî'nin bir gazelinin şerhini muayyen kaynaklardan yararlanarak yapmaya çalıştım. İlgisi olanlar göz atabilir. satula.blog/2025/04/27/fuzuli
1000Kitap
Cezalandırılmış Yılana
Tırmansam bir gece şeb-efrûz olan vücuduna Yakamoz olup insem doğum sancısına Şâyân-ı takdir eder o zaman şerîr. Beşîr olsun beşere beşîr! Şeytan-ı bişâr oldun takdîs! Şeb-efrûz: Geceyi aydınlatan. Şâyân-ı takdir: Takdire değer. Şerîr: Kötü olan kimse. Beşîr: Müjde. Bişâr: Kul, köle. Takdîs: Kutla.
Şiir
Reklam