Gecenin en tenha saatlerinde, arazimizin güvenliği için Başhoroz gözünü bile kırpmıyordu. Kümeste huzur içinde uyuyan tavukların geleceği adına canını dişine takarak çalışıyor, tilkilerden kurtulmanın yolunu arıyordu. Kitaplar okuyor, türlü yöntemler deniyor, ancak bir türlü tilkilerin geçim kaynağını bulamıyordu. Bulsa bile gücü yetmiyordu.
Zamanla tavuklar da bu durumdan hoşnutsuzlanmaya başladı. Başhorozun varlığına duydukları güven sarsılıyor, artık kümesin başına yeni bir lider gelmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Oysa Başhoroz için her şeyden daha önemli olan, kümesteki ikinci katta bulunan tahtıydı. Onurunu, servetini, hatta geleceğini bile kaybetmeye razıydı, yeter ki tahtından olmasın.
Bir gece, karanlık düşünceler içinde tahtına gömülmüşken, aklına en kesin çözüm geldi: Tilkileri tamamen ortadan kaldırmalıydı. Ancak gücünün yetmeyeceğini biliyordu. İşte tam o anda, arka arazinin beklenmedik bir teklifiyle karşılaştı. Belki de savaşmak yerine anlaşmak daha iyi bir yoldu. O gece, tilkilerle gizli bir toplantı düzenledi ve bir uzlaşmaya vardı. Tilkiler, kümesin huzuruna dokunmayacak, arazilerine zarar vermeyeceklerdi.
Başhoroz, sabaha karşı tahtında dimdik oturuyordu. Tavuklar hâlâ uyuyordu. Kümesin geleceği artık bir barış anlaşmasına bağlıydı—ama barış kimin lehineydi, bunu zaman gösterecekti.