Eğer hürriyeti istiklâlle eşdeğer tutar ve bu iki kavramı birbirinin yerine kullanırsak, bu durumun bir sakıncası yoktur. Çünkü bağımsız olan bir devlet, emperyalist devletlerin müdahalesine karşı koyarak kendi iç işlerine, topraklarına ve altyapısına sahip çıkması anlamına gelir. Ancak, hürriyeti özgürlük olarak tanımlarsak, burada farklı bir durum söz konusudur. Hürriyetin olduğu bir toplumda, özellikle silah altında zorunlu hizmet gören ve özgürlükleri kısıtlanmış milletlerin duyduğu ihtiyaçtan, daha fazla hürriyete ihtiyaç duyarlar. Çünkü politikada hürriyet; disiplin, kural, yasa ve ahlaki normlarla şekillenir. Bu noktada kısıtlamaları, hareket özgürlüğünü hatta düşünceyi bile sınırlandırabilir. Dolayısıyla, politikada hürriyet kelimesini kullanmak, kelimenin özüne bir haksızlık olur. Gerçek anlamda hürriyet, bir kişinin en derin rüyalarında ve sınırsız hayallerindedir; gerçek anlamda yalnızca burada doruğa ulaşır.