Bakkalda dağıtılır gibi memleketin dahilinde akademik kariyer hedefleyen alanında uzman veya uzman olamayan insanlar, ne yazıkki ''Profesör, doçent, dr.'' olabiliyorlar. Nasıl ki önceden üniversite mezununa toplumun seçkin, aydın insanı diye nitelendirirken önümüzdeki 50 yıl içinde ''Profesör, doçent, dr'' vb. ünvanlar artık bizim için normalleşecektir.
Halbuki bir insanın, isminin önüne ünvan alabilmesi için umumiyetle dünyaya hususiyetle kendi bulunduğu ülkede bir buluş, icat, akım, dönem gibi olgularla ülkesine ve dünyaya hizmet etmesi gerekmektedir hatta elzemdir. Şu anda üniversitelerin akademisyenlerini tahlil ettiğimizde görmekteyiz ki profesör olmuş bir zatın toplam 4 veya 5 makalesi bulunmakta makalenin muhtevası da umumiyetle hazır bulunan bir konuya yeni bir bakış açışıyla ele alınmış çalışmadan ibaret. Dijital teknolojinin bu kadar geliştiği dünyada yıllarca eğitim görmüş profesör olmuş bir kişinin yaptığı çalışmayı şu anda yapay zeka -küçük yanlışlar içererek- kısa süre içerisinde yapmaktadır.
Tüm bu değerlendirmeler dikkate alındığında Celal Şengör, İlber Ortaylı, Murat Bardakçı, Oktay Sinanoğlu, Aziz Sancar, İnci Enginün ve ismini saymakla bitiremeyeceğim birçok bilim insanlarımız vardır. Ülkemize muhtelif alanlarda sayısız hizmet etmişlerdir. Bu insanlarda akademik kariyer yapmış önemli yerlere gelmişlerdir.
Yukarıdaki saydığım insanlarla İç Anadolu'nun çeşitli yerlerindeki akademisyenlerin bilim, ilim gibi alanlara yapmış olduğu hizmetleri mukayese ettiğimizde öncelikle bizim hangi alanda reform yapmamız gerektiğini, ihtiyacımızın ne olduğunu kolay şekilde görebiliriz.
Önerilerim;
1) Akademik kariyere yeni ünvanlar getirmek.
2) Üniversite rektörü başkomutan tarafından değil, belirlenecek şartları taşıyan rektör adayları, akademisyenler