Sabahları uyandığımda yataktan aşağıya inmekle başlıyor zorluklarla yaşamım. Güne güzel bir buse veya ''Hayatım kahvaltın hazır'' cümlesiyle uyanmak hayal artık bana. Aslında hayal bile değil sadece ulaşılması güç olan bir menzil... Hayallerinde hiyerarşileri olması gerektiğini söylerdi üstadım hep. İlk önce olacakları sonra olmalıları, daha sonra inşallah olurları hayal etmelisin derdi. Ben bu yaşıma kadar daha olacaklar hayalini dahi başaramadım. Geçenlerde kitaplıktan bir kitap alıp okuduğumda şöyle diyordu ''Hasret kaldım Türkçe konuşmaya'' bu hikâyenin devamında yok Arap çöllerindeymiş de falan filan… Peki ya ben, ben ne yaptım? Artık cümle kuramamaktan Türkçem zayıfladı. Ayda yılda bir tanıdık gördüğümde nasıl girizgah yapılır bilmiyorum. Elim ayağıma dolaşıyor. Kalbim küt küt atıyor. Yalnızım işte anlıyor musun yalnızım! Kuş da geçiyor yolumdan kervanda... Su kadar yakışıklıyım, yeni dökülmüş asfalt gibi yolum. Çıkıyorum çarşıya bakıyorum her yerde insan, oturuyorum bir kafeye, kaldırıyorum kafamı her yerde kuşlar, bakıyorum çevreme insan insan insan, nedir bu kalabalık içinde yalnızlık? bir ben miyim garip? Beni yalnızlık girdabına sokandan ve bu kelimeden şikayetçiyim.