Bana gelince, ben var olan şeyleri severim, onları oldukları gibi severim. Tabiatın dışında olan bir şeyi ne ister ne arar ne de hayal ederim. Güç ya da acayip, uzak ya da harikulade şeylere meyledip saçmalayacağıma gözümün önünde beliren şeylere, tabiatın meydana getirdiği şeylere bağlanırım. Bana kapalı olan, yabancı ve nadir şeyleri, gerçeğe aykırı durumları ve romanesk kaderi istemem. Tersine olarak da tabiat için, insanlar için, bütün hayatım için tabiatta ve bütün insanlarda bulunması gereken şeyleri, günlerimizi ve kalplerimizi dolduran şeyleri, bir kelime ile hayatı dolduran şeyleri isterim.
Yemeği köprü tahsildarıyla beraber yedim. Hâli tavrı hoşuma gitti. Ne şunu bunu kötülüyor ne de kimsenin kalbini kırıyordu, atıp tutmaktan da hoşlanmıyordu. İçkiye sigaraya düşkündü. Ben kullanmam, ama başkalarının tiryakiliği hoşuma gider. Bu çeşidi can sıkıntısını giderir, vakit geçirtir, daha beterinden korur insanı. Gerçi zihnimizin gelişmesine engel olur ama, hiç olmazsa oyalar insanı. Her şeyi hoş görür, kimseyle didişmeyiz.
Bilgelik denen şey, çekingenlikle atılganlık ortasında yürümek ister, yol çetindir, o ancak bilinen şeylerde işe yarar, bilinmeyen şeyler için de sadece içgüdümüz [instinct] vardır; içgüdü gerçi ihtiyattan tehlikelidir ama çok işler görür,bizi ya batırır ya çıkarır.Atılganlığı bazen biricik sığınağımız olur,ihtiyatın doğurduğu kötülükleri temizleyen de belki odur.