Kimsenin umutsuzluğa düşme hakkı yoktu, çünkü her insan kendisinden çok daha büyük bir varlığın yansımasıydı. Umutsuzluğa düşmek demek, Tanrı'nın varlığını reddetmek demekti. Umut görevi şöyle dile getirilebilirdi: "Kendini çok mu önemli sanıyorsun sen! Senin umutsuzluğun ancak kendini beğenmişlik demektir!"