Hapisteyken bir gece müdür tarafından, Kemal Tahir’den bir idam mahkûmunun son anlarında yanında bulunması isteniyor. Kemal Tahir idam mahkûmunun yanına gidiyor. Adam iki yahut dört rekât namaz kıldıktan sonra oturuyor. “Şimdi" diyor Kemal Tahir, “konuşmamız gerekiyor. Sabaha bu adam idam edilecek. Fakat birden fark ediyorum ki, bu dünyada bütün konuşmalar geleceğe aittir,
geleceği olmayan bir adamla konuşacak hiçbir şey yoktur!”
Üstün’ün getirdiği Sezai Karakoç kitaplarından biri çok ilgimi çekiyor ve alıp
okuyorum, sonra Kemal Abi’ye veriyorum; “Aramızda bir faşist dolaşıyor!" diyorum Üstün’ü kastederek, “Bana ilgimi çeken bazı şeyler söyledi" diyorum. Şimdi tam olarak hatırlamıyorum; Üstün’den tarihe, topluma ait, insana ait bir şeyler naklediyorum. Kemal Abi kitaba bakıyor, göz gezdiriyor, sonra esefle bana bakıyor; kelimeleri seçmekte adeta zorlanarak, “O faşist dediğin her kimse, doğruyu söylüyor!” diyor.
Bugün bakıyorum çok mutedil bir insanım, yumuşak bir insanım, geçimli bir insanım... Beni ne hâle getirmişler o zaman; sıkıştırılmış kedi yavrusu gibi nerden saldıracağımı, kime cırnak atacağımı bilemiyordum...
Çünkü bir insanı devamlı yapayalnız, yapay bir terbiye altında tabiatın içinde tutarsanız, başka çocuklarla temasını keserseniz, gerçekte onun tabii gelişimini engellersiniz. Gönlüne inşirah vermesi gereken tabiat bile ona korku vermeye başlar.