Her şey çok yeniydi. Kendimi yeni doğmuş gibi hissediyordum. Şu anda yaşadığım hayat şimdiye dek sadece havuzda yüzmüşken birden okyanusa dalmak gibiydi. Havuzda fırtınalar olmazdı. Fırtınalar dünyanın okyanuslarında doğuyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sen yağmursun, sen çölsün , sen
"yalnızlık" kelimesini silen silgisin demek istedim. Ama söylenecek çok sey vardı ve ben hep az konusan adamdım, Dante ise hep çok konuşanlardan.
Herkes hayatında yeni bölümlere geçerken ben hâlâ önsözdeydim ve hikâyemin anlatılmasını bekliyordum.
Dilimi kaplayan acılığı yutmaya çalıştım. Bir seyleri değiştirmeye başlamazsam sonsuza kadar taslak olarak kalacaktım. Kelimelerim sayfalara dökülmeden yitip gidecekti. Bir seyler başarabilmiş biri degil, bir seyler başarma potansiyeli olan biri olarak hayata veda edecektim.
Arka pencereyi açıp yağmuru kokladım. Tek bir damla dahi düşmeden önce çölde yağmuru koklaya biliyordunuz. Gözlerimi kapadım. Elimi dışarı çıkardım ve ilk damlayı hissettim. Öpücük gibiydi. Gökyüzü beni öpüyordu. Hoş bir düşünceydi.
Aslında neler düşündüğümü kendime bile belli etmediğimi düşünüyorum bazen. Bu pek mantıklı değilmiş gibi geliyor fakat bana göre mantıklı. Düşündüğümüzü bilmediğimiz şeyleri düşündüğümüz için rüya gördüğümüze dair bir fikrim var... ve o şeyler rüyalarımızda gizlice dışarı çıkıyor. Belki de çok şişirilmiş lastikler gibiyiz. Havanın kaçması gerekiyor. Rüyalar da böyle.