Günahlarımız da sevaplarımız da, her şey ya yalnızlıktan ya yalnızlık korkusundandı bana kalırsa. Dünya kocaman bir yetimhaneydi. Başka türlü adına zaman dedikleri delik böyle çimdikler miydi ruhumuzu, bu kadar yalnız olunur muydu?
Bu zombiler sofrasında hiçbir şey istediğimiz gibi olmazdı. Daha da trajiği zaten zamanla istediğimiz bir şey de kalmazdı. Eğer tutunacak sağlam bir dalımız yoksa, dünya, bizi kırpan,güden ,yola getiren; ümitsiz isteksiz, sefil meczuplara dönüştüren heves kırıcı bir yerdi. Hayat öldürürdü. Zaten yaşamanın nihai amacı da ölmek değil miydi?
Unutmak için evvela hatırlamak şart! Yola çıkarken neyi unutacağımızdan büsbütün emin olmamız gerekir. Bazen zihin, sahibine türlü oyunlar oynar. Hafıza, yaşanmış gerçekliği parçalara ayırıp değiştirir. Biz bütün kuvvetimizi hilekâr hatırayı unutmaya harcarken; hakikat, aklı terk etmek yerine, yeniden ortaya çıkıp hayatımızı altüst edeceği güne kadar bir yerlerde gizlenir. Bu nedenle evvela neyi unutmak istediğimizi hatırlamamız icap eder.