Sol Diyez

Sol Diyez
@Pio_baroja
Anlamayacak olanlara söyleme sakın Bilebileceğin en güzel şeyleri .
Hölderlin, Frankfurt'ta Fransız Devrimi'nin ideallerinin günlük pratik yaşama yansıyan -çirkin- yüzünü biraz daha yakından görür gibi olmuş. Bir kez daha büyük düş kırıklığına uğramış. Burada ayrıca Hegel, Goethe, Schelling gibi pek çok filozof, ozan ve düşünürle yeniden karşılaşmak ve tanışmak olanağı bulmuş. Hölderlin burada dünyanın yeni bir mitolojiye gereksinimi olduğunu, şiirin insanların yeni yol göstericisi olabileceğini, şiirin ve sevginin yol göstericiliğin de yeni ütopilerin oluşturulabileceğini düşünmüştür. Ancak tüm bu konuşmalarında bile her an biraz daha fazla ve açık olarak, bu dünyada duyarlı bir insana ve özellikle de bir ozana yer kalmadığıı sezinlemiş. Bir ozan için yaşanılacak/sığınılacak tek yerin, insanın kendi tini/ruhu/bilinci olduğunu, güzelliğin, harmoninin günlük pratik yaşamda değil, ancak ozanın kendi özbilincinde, benliğinde gerçekleşebileceğini duyumsamıştır.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hölderlin bu gergin aile ortamında, disiplinli kilise okullarında eğitime başlamış; Nürtingen ' de manastır okulunda Latince ve Grekçenin yanında, köklü bir müzik eğitimi görmüş; piyano , keman ve flüt çalmasını öğrenmiştir. Müzik , Hölderlin'in yaşamının sonuna değin , duygularını dışa yansıtabildiği en önemli yollardan biri olmuştur.
Melankoli, dünyaya gelmesine, "fırlatılıp atılmışlığına" bir türlü bir anlam veremeyen, dünya ve diğer insanlar ile ilişkilerini sürekli sorgulayan ve bütün bunlardan acı çeken, korkan, varoluş konumundan sürekli güvensizlik duyan, bir türlü kendisi olamadığını duyumsayan ve düşünen insanın durumudur. İnsanın, dünya da varoluşunun özel bir durumu, özgün bir psişik yaşantıdır.
Günlük hayat, cemaat içinde süren, kuralları önceden belirlenmiş, insanın kendisini geliştirmesi, verili kurallara göre belirlenmiş bir hayat tarzıdır... Bu hayat koşullarında benlik (psyche), hatta kişilik oluşamaz... Bu hayat koşullarında insan kendi benliğinin (psyche) bilincinde ve ayırdın da değildir.
Hep görüldüğü gibi, melankolik insanlar kendi benliklerine karşı şaşırtıcı ölçülerde yıkıcı, kıyıcı tavırlar almışlardır. Bunun nedeni de yeterince bilinmemektedir. Freud'un kanısına göre, melankolideki temel çelişki, sevilen objeye bağlılık sürmesine karşın, bu objeye bağlı psişik enerji (libido), bu objeden geri çekilip serbest kalmakta... Fakat serbest kalan bu psişik enerji, başka bir objeye kaydırılmamaktadır.... Benlikte varlığını sürdüren bu psişik enerjinin gölgesi, benliğin bir bölümü üzerine düşmekte, benliğin bu bölümü kendisini terk edilmiş sevgi objesi gibi duyumsamakta/değerlendirmektedir. Ve bunun sonucu, vicdan da denilebilen benliğin bu bölümü, diğer bölümünü kıyasıya ve hatta bazı kereler ölümcül biçimlerde eleştirmekte/yargılamaktadır.... Melankolinin nedenleri, tek bir objeye/kişiye olan sevginin yitirilmesi-ya da çeşitli-ütopiler, hümanist düşler, "tamamlanmamış projeler kapsamında da ortaya çıkabilir. Bunun için de melankoliklerdeki üzüntünün nedeni başkalarınca "anlamsızmış" gibi görünmektedir... Ayrıca melankoliklerin kendilerine karşı yönelttikleri eleştirilerin gerçekte yitirilen sevgi/ütopi objesine yönelik "ruhsal bir başkaldırı" olduğu da gözlenmektedir... Sonuç olarak, melankoli durumlarında benlik, yaşama yenik düşmekte, mani dönemlerinde ise kısmen ve geçici de olsa, yaşam koşullarını aşmaya, kayıplarının üstesinden gelmeye çalışmaktadır... Melankoliklerde, psişik enerjinin objeden çözülme süreci pek çok aşamalardan geçer, bu nedenle de melankoli uzun süren karmaşık olaylar sonucu ortaya çıkar. Objeden ayrılan çelişkili/ambivalet duygularla yüklü psişik enerji, ağır bir yenilgi/rezignasyon ile yok olmaktan kurtulup, kendi benliğine sığınmaya çalışır.