Pirbey Mirvan Çelik

Pirbey Mirvan Çelik
@Pirbey_mirvan
Bazı şeyler saklı kalmalı Şair Şiirler bizzat şahsıma aittir.
Lise
7 okur puanı
Ekim 2024 tarihinde katıldı
Biz Yaşamdık Biz zamandık aslında Bulduk birbirimizi, sevdik Çarkları çevirdik hayasızca Yaşadık hem de dolu dizgin Kırdık zincirleri Yaşamı öldürdük, sessiz sakin Biz umuttuk aslında Yarın dedik ya da öbür gün Bundan sonra dedik Kaderimizi bilmeden sözler verdik Ve Tanrı'dan gerçekleşsin istedik Yarınları bekledik, bugünlerin hasretiyle Biz bir günahtık hayatta Yarın da hayat var sandık, yaşamın arsızlığıyla Biz renklerdik aslında Saçlarının kahvesiyle toprağı var ettim Mavi gözleriyle denizleri Sarı teniyle çölleri savurdum denize Aldı siyahlığımı, koydu ömrüne Aşkın ateşinin kızıllığıyla Yaktık hayatımızı Küller denizlere savrulunca Biz tutsaktık aslında Gözlerimizde tutuk takvimleri Yuva belirledik sıcak tenleri
Şiir
Reklam
Derler ki, müzik güzelse, verdiği tat bütün duygulara ayak uydurur. Mutlu insan melodilerde mutluluğu, hüzünlü insan hüznü bulur. — Fyodor Dostoyevski
1000Kitap
Ölü Çocuklar Coğrafyası
Hayat olanaksız, ölüm duraksız; haykırıyor toprağa: “Al onu koynuna.” Burada konuşmayın, kimse sizi duyamaz. Susun, ağlamayın; ölüler ağlamaz. Gittiler, gittiler… Duyulsun: bittiler. Yaşama melek olarak gelenler dün akşam öldüler. Oynamaları gerekirdi, ölmeleri değil. Niye mezarında gelinlikler? Onlar yaşamadı ki evlensinler. Hayır, yapmayın, onlara bunu yaşatmayın. Ruhlarını rahat bırakın; ağlayın, susmayın. Burası ölü çocuklar coğrafyası. Kan var, vahşet var… Bir adam öldürmüş bir kadını, çıkmış mahkemeye: “Ben yapmadım, anam.” Giymiş takım; cezasına indirim var. Doydu toprak, doydu; bastığınızla geçmeyin. Ağlayın, indirgemeyin; burası ölü kadınlar toprağı. Ölüler ağlayamaz, yaşamamışlar anlatamaz.
1000Kitap
Dostoyevski, Suç ve Ceza kitabında: “Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı” der ve ekler: “Çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir.”
1000Kitap
4.32
Ah, bugün dışarı çıkardılar. Hava çok güzel; güneşli, tatlı bir meltem esiyor. Bir banka oturdum. İlk defa kızmadılar, onlar söylemeden nefes aldığıma kızanlar buna kızmadılar. Hayret ettim. O anda tenime ışık vurdu, ne çok özlediğimi fark ettim güneşi ve gökyüzünü. Dört dakika otuz iki saniye sonra —evet, saydım— tam dört dakika otuz iki saniye sonra içeri aldılar, sürüklediler ardlarından. Yine o izbe koridor, o kanlı duvarlar… Kapılar kapandı. Kapının ardında bırakmıştım dünyayı. Sessizliğin rüzgârı aldı tatlı meltemin yerini; zifiri bir karanlık ışığın yerini. Sonra o odaya götürdüler, o karanlık, izbe, soğuk, iğrenç odaya. Yemek istedim, getirdiler; attılar günlerce aç kaldığım odaya. Ben hasta bir adamım, umursamadıkları; ölmeden önce hatırlayacakları.
1000Kitap
Reklam