“Bazen saklanır insan, saklanır, yakalanmamak için gizlenir, burnunun ucunu bile göstermeye korkar; yerini belli etmez, çünkü önyargı kol geziyordur, çünkü yeryüzünde başka şey kalmamış gibi, herkesin arasından seni bulup şamataya alırlar, bir bakarsın senin özel hayatın da, aile hayatın da edebiyata girmiş, hepsi yayımlanmış, okunmuş, alaya alınmış, değerlendirilmiş!”
“Çünkü aramızda
kalsın Varenka kardeşimiz azarlanmadan iş yapamaz,
herkes bir yerlerde bir iş bulma derdinde, yani, ben şurada şuyum, deme derdinde, işe gelince de yan çiziyorlar.”
“Tanrı korkusu taşıyıp kendini bilerek, kimse rahatsız etmeden, kulübene girmesinler ve etrafı yoklamasınlar diye umut ederek yaşamaya imkân yok; yani kendi evinde olduğun gibi yaşayamayacaksın, hep bilecekler, sözgelimi üzerindeki yelek iyi mi, üzerine oturuyor mu, iç çamaşırın var mı; çizmelerin var mı, tabanları neyle kaplı; ne yersin, ne içersin, ne yazıp duruyorsun? Peki ama bu ne demek canım); istersem kaldırımın ıslak olduğu yerden, belki bir kere de çıplak ayakla, çizmelerimi elime alıp geçiyorumdur! Kötü olan şeyleri ne diye yazmalı, her seferinde birinin neye ihtiyacı olduğunu, çay içip içmediğini neden yazıyor? Sanki herkesin de durmadan çay içmesi lazım gibi! Acaba ben herkesin ağzına bakıp kaç lokma yuttuğunu öğrenmeye
çalışıyor muyum? Kimi gücendirdim böyle bir şey yaparak? Hayır, canım, insan kendisini rahatsız etmeyen birilerini neden gücendirsin! “