Kitap aşığı bir öğretmenim. Evli ve bir çocuk annesiyim. Hem oğlumu hemde içimdeki hiç büyümeyen çocuğu kitapların büyüsüyle yetiştirmekteyim. Hayat kısa o yüzden çok sevin.
Fırtınalarla gürlesin, dalgalarla yuvarlansın, rüzgarlarla sarsılsın; sonra veremli bir kızın yatağı kenarına düşsün ağlasın, bir çocuğun beşiğine eğilsin, gülsün, bir gencin ümitle parlayan bakışına saklasın. Bir lisan... Oh! Saçma söylüyorum, zannedeceksiniz, bir lisan ki sanki tamamıyla bir insan olsun.
Hani bir kemanın telinde tutulamaz, anlaşılamaz, bir kural altına alınamaz nağmeler olur ki ruhu titretir... Hani gün doğmadan evvel ufuklara hafif bir renk uyumuyla dağılmış sisler olur ki üzerlerinde resmedilemez, belirsiz yansımalar uçar; bakışlara öpücükler serper... Hani bazı gözler olur ki sonsuz karanlıklarla dolu bir ufka açılmış kadar ölçülemez, nerede biteceği belli olmayan derinlikleri vardır, hissiyatı yutar... İşte bir lisan istiyoruz ki onda o nağmeler, o renkler, o derinlikler olsun.
Bilseniz, şiirin nasıl bir lisana muhtaç olduğunu bilseniz! Öyle bir lisan ki... Neye benzeteyim, bilmem?.. Konuşan bir ruh kadar güzel olsun, bütün kederlerimize, neşelerimize, düşüncelerimize, o kalbin bin türlü inceliklerine, fikrin bin çeşit derinliklerine, heyecanlara, öfkelere tercüman olsun; bir lisan ki bizimle beraber grubun mahzun renklerine dalsın düşünsün, bir lisan ki ruhumuzla beraber bir matemin ümitsizliği ile ağlasın. Bir lisan ki sinirlerimizin heyecanına arkadaşlık ederek çırpınsın...