O yıllarda, doktorlar hastada beyin tümörü olabileceğinden şüphelendiklerinde kafa röntgeni çekiyorlardı. Amaç tümörü görmek değil (röntgence görünmezdi), kemiklerde bir çıkıntı veya genişleme olup olmadığına görmekti; böylece arkada bir kitle olduğuna dair dolaylı bir kanıt elde edebiliyorlardı. Cushing ise bazofil adenomun çok küçük olduğunu, kemiklerde şekil değişikliğine yol açmayacağını iddia ediyordu. Bir diğer deyişle, kanıt gösteremiyordu. Yine de tümörün orada olduğunu ve vücuda güçlü bir madde saldığını biliyordu. Fakat bunu kanıtlamaya çalışmak, Tanrı'nın var olmadığını kanıtlamaya çalışmak gibi bir şeydi.
Kortizol vücut işlevlerinin çoğunu yöneten güçlü bir hormondur; kan basıncının düzenlenmesine, metabolizmanın ve bağışıklık sisteminin işleyişine yardım eder. Günümüzde doktorlar, sabahları hipofiz bezinden salgılanan tek bir kortizol damlacığının vücudu tüm gün ayakta tuttuğunu biliyor.
Cushing, hipofiz bezinin büyüme hormonu salgıladığından kuşkulandığında, kliniğine cüceleri davet ederek onlara büyükbaş hayvanlardan alınan hipofiz bezleri yedirdi ve boylarının uzayıp uzamadığını gözledi. Uzamamıştı.
Hipofiz bezi beyin tabanında bulunan bezelye büyüklüğünde bir bezdir. Parmağınızı burnunuza sokup burun köprünüzü geçip kafatasınızın içinde dümdüz ilerleyebilseydiniz, ona dokunabilirdiniz. Tabii bu arada gözünüzün arkasındaki sinirlerle karşılaşırdınız; hipofizinde sorunlar olan kişilerin genelde gözle ilgili rahatsızlıklar yaşamasının nedeni de budur.