Başlangıç noktamızı sorgulamak yerine yol almaya bakmak lazım. Çünkü hayatın sonunda karşılaşacağımız muhasebe başladığımız nokta değil, onunla bitirdiğimiz nokta arasındaki mesafe (yani emeğimiz) dikkate alınacağından oradaki statümüz verilenlere ne eklediğimizle belirlenecektir
Geceyi seyrede seyrede öğrendim ki ışık insanın içinde yanmıyorsa yüzüne vurmuyor. Yine de boğucu sıcaklarda bir bardak su gibi güldüğüm olur. Yaşamak tek boyutlu bir eylem değil ki... Dipten yüze kaç kapıdan geçer insanın duyguları, kim bilebilir? Ama gülüşümün kıvamından korkarım zaman zaman. Ceviz ağaçlarının gölgesi hafif kalır yanında. Kederi ezber ede ede büyüyen bir çocuğun olgunluğudur gülüşüm. Gün boyu sakındığım her şeyi, bir ayin kutsallığı içinde teslim ederim geceye.
Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte...
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık. İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini, birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine, Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken duvarlara dalıp dalıp gitmesi…
Sevincin kundakçısı hüznün arması…