Bazen, yani bazı sabahlar, bildiğim bunca kelimeden bir cümle kurup da söyleyemezdim sana. Karanlık ufalanıp yok olurken, aydınlığın, sessiz, usul usul ancak kesinlikle bilinen gelişi gibi gözümün önüne gelirdi en temiz gülüşün, bakışın. Sigaramı yakmış olur, uzaklara bakardım. Uzaklara bakmak, insanın en uzağı olan içine bakmasıydı aslında. Sonra, elimin altındaki, okumakta olduğum kitabı alır, ilk kez görüp dokunurcasına sayfalarını çevirir, hangi satırların altını çizdiğimi merak ederdim. "Sürekli bir alışkanlık kokuyordu yaşam, her şey kepaze ve bayağı olanın zaferi kazanmasını sağlayacak gibi düzenlenmişti." diyordu Hesse. Doğruydu ancak olumsuzdu. Diken gibiydi. Sonra, "Gün başlarken gece düşüncelerini katlayıp kaldırıyorum, rüzgâr şiddetlenirken yelkenleri indirip sarmalayan denizciler gibi." cümlesini hatırlıyor, yeni gün için yelkenleri indirip, toplamam gerektiğini düşünüyordum. Her yeni gün, geçmiştekilere benziyor olsa da yeniydi, gizemli, heyecanlara ve umuda açık bir yanı vardı. Hepsinden öte sen vardın.