Ümitsizliğin verdiği bir sessizliğin ve kederlerin gölgesinde büyüyüp serpilen duygusuzluğun üzerimize çöktüğü zamanlar olacaktır. Bu durumlarda elimiz ayağımız, sözümüz durur. Kabuğumuza çekiliriz. Küseriz. Bekleriz. Ne beklediğimizi de bilmeden. Yeni bir şey olmayınca, neşesizlik, boşluk, hasret ve keder, hepsi üst üste çığ gibi yuvarlanmaya devam eder. Ölmeyiz. Yaralanır ve yaşamaya devam ederiz. Bir insanın üstüne neden ve nasıl olduğunu bilmeden çöken o ağır, sessiz kederleri yeter derecede tanıyorum. Ruhumuzda bizi başkalarından farklı bir insan yapan, onlara bakınca bizi daha değersizleştiren bir karanlıktan geliyor bunlar. İsim veremediğimiz şey budur. Fakat bu küllerin içinden bir Anka kuşu gibi eskisinden daha ateşli, daha güzel olarak uçup yükselebilir insan…