İncil'i okuduğunuzda kadim kudüste yaşayan birkaç rahip ve hahamın tavsiyelerini dinliyordunuz. Duygularınıza kulak verdiğinizdeyse evrimin milyonlarca yılda geliştirdiği ve doğal seçilimin en sert kalite kontrol testlerinden geçmiş algoritmaların peşinden gitmeniz gerekiyordu. Duygularınız hata kabul etmeyen koşullarda hayatta kalmayı ve üremeyi başarmış milyonlarca atamızın sesidir.
Yüzyıllar boyunca biliminsanları hümanizmin rehberliğini benimsedi. Fizikçiler evlenip evlenmeme kararı alırken günbatımını izleyip içsel benlikleriyle ilişki kurmaya çalıştı.
Locke, Hume ve Voltaire gibi düşünürlerin döneminde hümanistler, "Tanrı insanın hayal gücünün bir ürünüdür," diyordu. Dataizm, hümanizmi kendi silahıyla vuruyor: "Tanrı'nın insanın hayal gücünün bir ürünü olduğu doğru, ancak insanın hayal gücü de biyokimyasal algoritmaların bir ürünü."
18. yüzyılda hümanizm tanrımerkezci dünya görüşünü insanmerkezci bir yaklaşıma dönüştürerek Tanrı'yı dışladı.
(Hemen araya gireyim. Nietzsche derki "Tanrı öldü ve onu biz öldürdük." işte kastı budur.)
21. yüzyıla geldiğimizde ise Dataizm insanları dışlayarak insan merkezci yaklaşımı veri merkezci bir görüşe dönüştürecek gibi duruyor.
Hümanist bilim bireysel araştırmacıyı yüceltir, bu yüzden her araştırmacı isminin Science ya da Nature'da yayımlanacak bir makalenin tepesinde görmek ister. Oysa giderek daha fazla sanatsal ve bilimsel üretim "herkesin" işbirliği ile ortaya çıkıyor.
Wikipedia'nın yazarı kim? Hepimiziz.