Hepimizin içinde mantıktan esinlenmeyen eylemlerle tüketilmeyi bekleyen bir miktar enerji olduğuna inanıyorum. Bu enerjinin çıkış yolu, koşullara göre sanatta, tutkulu aşkta veya tutkulu nefrette bulunur. Toplumun demir gibi katı disiplini sanatsal dürtüyü köreltmiş, aşkı verimliliğe mahkum etmiştir.
İnsanların eylemleri ne ölçüde rasyonel olabilir veya olmalı mıdır? Önce olmalı mı sorusunu ele alalım.
Yaşamın en önemli bölümlerinden bazıları mantığın işe karışmasıyla mahvolur. Leibniz son yıllarında bir muhabire yaşamında yalnız bir kere, o da elli yaşındayken, bir kadına evlenme teklif ettiğini anlatmış. Sonra da şunu eklemiş: "Şükürler olsun ki düşünmek için zaman istedi. Bu bana da düşünme fırsatı verdi ve teklifimi geri aldım."
Davranışının çok rasyonel olduğu kuşku götürmez fakat beğendiğimi söyleyemem.
Sıradan insanlar felaketleri düşmanların entrikalarına bağlamayı yeğlerler. Sonuçta da insanlar konu ile ilgisi olmayan şeyler için veya o şeylere karşı savaşırlar. Rasyonel düşünce sahibi birkaç kişinin düşüncelerine ise, hiç kimsenin hislerine ve çıkarlarına hizmet etmediklerinden, kulak bile asılmaz.
Bertnard Russell kendini daima bir kuşkucu olarak görmüştür, aynı zamanda insan yaşamının aklın kullanılması suretiyle dönüştürülebileceğinden hiç kuşku duymamıştır.
Marshall Planı ile NATO'da başarılı olmalarının nedeni, Avupa'da siyaset geleneğinin devlet yönetiminde zarar görse bile varlığını korumuş olmasıydı. Ekonomik toparlanma siyasi canlılığı geri getirebilirdi. Ancak az gelişmiş dünyanın büyük bölümünde siyasi çevre kırılgan ya da yeni olduğundan ekonomik yardım istikrar kadar "yozlaşmaya" da neden olabiliyordu.