Locke, Hume ve Voltaire gibi düşünürlerin döneminde hümanistler, "Tanrı insanın hayal gücünün bir ürünüdür," diyordu. Dataizm, hümanizmi kendi silahıyla vuruyor: "Tanrı'nın insanın hayal gücünün bir ürünü olduğu doğru, ancak insanın hayal gücü de biyokimyasal algoritmaların bir ürünü."
18. yüzyılda hümanizm tanrımerkezci dünya görüşünü insanmerkezci bir yaklaşıma dönüştürerek Tanrı'yı dışladı.
(Hemen araya gireyim. Nietzsche derki "Tanrı öldü ve onu biz öldürdük." işte kastı budur.)
21. yüzyıla geldiğimizde ise Dataizm insanları dışlayarak insan merkezci yaklaşımı veri merkezci bir görüşe dönüştürecek gibi duruyor.
Hümanist bilim bireysel araştırmacıyı yüceltir, bu yüzden her araştırmacı isminin Science ya da Nature'da yayımlanacak bir makalenin tepesinde görmek ister. Oysa giderek daha fazla sanatsal ve bilimsel üretim "herkesin" işbirliği ile ortaya çıkıyor.
Wikipedia'nın yazarı kim? Hepimiziz.
Mahremiyetlerinden, özerkliklerinden ve bireyselliklerinden vazgeçmek pahasına da olsa, insanlar veri akışının bir parçası olmak istiyor.
(Hatta tam da şuan bunu yapıyorum. Fikirlerimi birler ve sıfırlar eşliğinde bir site üzerinden serverlara upload ediyorum. Altını çizdiğim yerleri insanlar okuyup görmesin diye kitap paylaşmıyorum fakat burada sizler isterseniz kafamın içine girebiliyorsunuz.)
Demoktar politikacıların ya da otokrat despotların yerine dünyayı gizlice yöneten bir milyarderler zümresinin her şeyi kontrol ettiğini düşünüyorlar. Sistem karmaşıklığını hafife alan bu tip komplo teorileri hiçbir yere varamaz. Gizli odalarda purolarını tüttürüp viskilerini yudumlayan birkaç milyarderin, bırakın dünyayı kontrol etmeyi, olup biten her şeyi anlamasına bile imkan yoktur.