Hayat bir senaryo, bir tiyatro değildir; yönetmeni yapımcısı ve anlamı da yoktur. Bilimsel bilgilerimiz ışığında söyleyebileceğimiz tek şey, evrenin hengameden ibaret ama hiçbir anlam taşımayan amaçsız bir süreç olduğudur. Minicik bir gezegendeki kısacık varlığımızla, o veya bu şekilde böbürlenip söylenir, sonra da göçer gideriz.
Ortada bir senaryo ve insanların rol alacağı büyük bir trajedi olmadığından, başımıza felaketler de gelse hiçbir güç bizi kurtarıp acılarımıza bir anlam katmıyor. Mutlu ya da kötü bir son yok; hatta hiçbir son yok. Olaylar birbiri ardına sadece olageliyor. Modern dünya bir amaca inanmıyor, sadece nedenleri umursuyor. Modernitenin bir sloganı varsa o da şu olmalı:
"Olur böyle şeyler"
"Shit happens"
Modern kültür tarihte görülmediği kadar güçlü ve dur durak bilmeden araştırıyor, üretiyor, keşfediyor ve büyüyor ama aynı zamanda daha önce hiçbir kültürde görülmediği kadar büyük bir varoluş endişesiyle bir türlü rahata kavuşamıyor.
30 yıl boyunca Borgias yönetimindeki İtalya savaş, terör, cinayet ve katliamlardan geçilmiyordu ama Michelangelo ve Leonardo da Vinci Rönesans'ı doğurmayı başardı.
Alman seçmenlere seslenen ve onların güvenini isteyen Hitler'in tek ama güçlü bir savı vardı: Siperlerdeki deneyim hiçbir üniversitede, karargahta ya da bakanlıkta öğrenilemezdi. İnsanlar Hitler'i kendilerine yakın buldukları için destekleyip oy verdi. Hepsi dünyanın vahşi bir orman olduğuna inanıyordu, bizi öldürmeyen şey güçlendirirdi, değil mi?